İçeriğe git


Resim
- - - - -

Sözleşme Kültürü - Uzlaşmak Zorunluluğu - Yurdum İnsanı


  • Please log in to reply
3 replies to this topic

#1 duman

duman

    Senior Member

  • Members
  • 7.368 mesaj

Yayınlanma tarihi 05 Eylül 2018 - 11:41 ÖÖ

Yıllardır kafama bir hayli taktığım ve çok sinir olduğum bir konudur bu. Galatasaray forumunda Tarık Çamdal başlığından hareketle yine aklıma gelince kendimce bir şeyler çiziktirmek istedim. (Tarık Çamdal başlığında farklı düşündüğüm arkadaşlarla ilgili değil yazacaklarım. Tamamen gerçek ve tüzel kişilerin sözleşmeleriyle alakalı)

 

Sözleşme adı üzerinde imza eden tarafların haklarını koruyan, yükümlülüklerini kayıt altına alan ve her iki tarafı güvenceye alan evraklardır. Damga vergisinin ödenmesi ile de resmi olarak tasdiklenmiş olur ve tam bir koruma sağlar. Tabi yerseniz.

 

Sözleşmeleri ben kendimce tarafları itibariyle ayırıyorum.

 

Şahısların kurumlarla yaptığı sözleşmeler (bankalar, abonelikler vs.)

Firmaların firmalar ile yaptığı sözleşmeler

Şahıs veya firmaların devletle yaptığı sözleşmeler.

 

En düzgün sözleşmeleri bu ülkede devlet yapıyor. Hiç bir yeri esnemeyen, net kurallara bağlı ve kağıtta ne yazarsa uygulanan sözleşmeler bunlar. İmzalarken insanın eli titriyor maddelerden dolayı ancak işinizi düzgün yaparsanız ödemenizi de alıyorsunuz, saçma sapan sorunlarla da karşılaşmıyorsunuz. Sadece prosedürlerin yürümesinde aksilikler olabiliyor bürokrasiden kaynaklı olarak. Bu sözleşmelerle hiç bir derdim yok.

 

En nefret ederek imzaladığım sözleşmelerse bankalar ve kurumların verdikleri sözleşmeler. Devlette de maddelere itiraz etmek mümkün değil. Ancak devletin sözleşmeleri hakkaniyetsiz bir ezme çabası içerisinde olmuyor. Çerçeveyi çizmek niyetinde olan, ancak ihlali halinde muhakkak devreye giren sözleşmeler bunlar. Ancak bankaların sözleşmelerinde imzayı attığınız anda donunuza kadar karşı tarafa teslim oluyorsunuz. Bir de anlaşılamayan bir sürü Osmanlıca kökenli kelime yüzünden Google'da saatlerce aramalar yapmak zorundasınız. Gerçi bu sözleşmeleri doğru düzgün okuyan kimse de yok. Zaten değiştirilemiyorlar. En nihayetinde bireysiniz ve sizin gibi milyonlar var. Banka krediyi veya hangi ürünü kullanıyorsan, sen almazsan zaten başkasına satıyor. Donumuza kadar borçlu insanlar olduğumuz için müşteri zorluğu yaşamıyorlar. banka sözleşmelerini okumak ölümcül zararlar verirdi eskiden. Karınca duası ebatlarında yazılırlardı. Neyse ki bununla alakalı bir yönetmelik yayınlandı da artık belli bir puntonun altında sözleşme bastırılamıyor. Ancak enteresan ve sebebini bilmediğim imzalamadan önce alıp eve götürmek isteseniz ve okuyup öyle imzalayacağım deseniz adamlar teslim etmiyorlar sözleşmeyi. Banka sözleşmelerine itiraz sadece büyük şirketler tarafından yapılabiliyor. Holding falan olacaksınız yani. Cart diye çiziyorlar üzerini. Rakamlar onmilyonlarca $ € üzerinden olunca haliyle bankalar bir durup düşünüyorlar. Eğer muhattap firma çok köklü ve kredilibitesi had safhada bir şirketse kabul edebiliyorlar. Çünkü bu tür müşteri sayısı az. Kar yüksek. 

 

Geldik zurnanın zırt dediği yere. Özel sektör firmaları arasında yapılan sözleşmeler konusu. Her müşteri ile saatlerce tartışmak zorunda kaldığım ve kimi zaman masadan kalkıp işi almadığım kağıt parçaları bunlar. Öyle maddeler konuluyor ki banka edasıyla seni donuna kadar teslim almaya çalışıyorlar. Öyle bir kültür oturmuş vaziyette ki kimse bu sözleşmeleri de doğru düzgün okumuyor. Genel olarak imza atılan kağıdı okumamak gibi son derece kötü bir huyumuz var milletçe. Bu yüzden okuduğunuz zaman ve itirazda bulunduğunuzda karşınızdaki firmada bir şaşkınlık oluşuyor. Köklü bir şirket olarak, sözleşme hazırlamışlar ve bu sözleşme onlara göre matbu bir evrak. Herkes imzalıyor bu sözleşmeyi. Sen de imzalayacaksın. Nasıl imzalamazsın?

 

İtirazlar üzerine çok enteresan ve klişeleşmiş geriye dönüşler var. Başlarda bu tür konuşmalar karşısında tıkanıp kalırdım. Ancak yıllar içerisinde refleks kazandım sağolsunlar. En çok denk geldiklerim.

 

-Hocam bunlar bizim standart sözleşmemiz. ("Bizim standardımız bu sözleşmeye uymuyor." diyorum. Sessizlik.)

-Hocam bunlar matbu. Herkes imzalıyor. ("Biz imzalayamıyoruz. Kusura bakmayın." diyorum. Sessizlik.)

-Beyefendi zaten bu maddeler uygulanmıyor. ("O zaman kaldıralım." diyorum. Sessizlik bu sefer çok daha uzun süreli.)

-Hocam kabul işlemlerini zaten biz yapacağız. Merak etme. ("Ya siz işten ayrılırsanız?" diyorum. Eki eki diye bir gülme efekti geliyor.)

 

Adam oraya kol gibi bir ceza maddesi yazmış. Diyelim ki 10.000TL tutarında bir iş yapılacak. Bu işten ötürü bir zarar görürsem, bunu 10 katına kadar karşılamakla yükümlüsün. Arkadaş kaç para kazanıyoruz zaten? Belki 1000TL kar edeceğim bir işte 100.000TL yükümlülük altına sokmaya çalışıyorsun. Neresinden bakarsan bak enayilik buna imza atmak. 

 

Bugüne kadar edindiğim tecrübeler bana gösterdi ki yüksek perdeden direnç gösterince o matbu sözleşmeler, standartlar bir anda buharlaşabiliyor. İsmi lazım değil, koca koca şirketlere yumuşuyor ve değişikliklere gidebiliyorlar. Eti budu cücük kadar bir firma olarak siktir çekmiş olmanın da dayanılmaz hazzını yaşamış oluyorsunuz. Ama en büyük tatmin anı masadan kalkış. Büyük firmanın, kelli felli yöneticilerinin suratlarındaki o şaşkınlık hali. Belki hayatlarında ilk kez gördükleri bir durum. Kendisini dev aynasında gören, sanki sadaka verir gibi iş lütfettiğini zanneden ukalaların yüzündeki o şok görüntüsü. 

 

Büyük firmalarla yapılan sözleşmelerde durum bu şekilde. En nihayetinde gerçekten o maddelerin uygulamaya girmesi çok zor. Çünkü ortaya çıkan anormal bir adli süreç var. Ne alıcı ne satıcı bu topa girmek istemiyorlar. Geçmişte 2-3 kez artık sınırların zorlandığı durumlarda avukata danışmışlığım var. Her seferinde gelen cevap. "Hocam uzlaşsanız daha iyi olur." Arkadaş sen avukatsın. Bu işten para kazanacaksın. ben mahkeme kapısına düşmek ister miyim? Belki yıllarca sürecek bir dava sürecine girmek ister miyim? Ama sana kadar gelmiş iş. Niye uzlaşıyoruz? Madem bu sözleşme maddelerindeki yükümlülükleri karşı taraf yerine getirmiyor o zaman bu sözleşmeyi biz neden yaptık?

 

Sonuç ne mi oluyor? Elbette uzlaşıyorsunuz. Uzlaşmazsanız sorun teşkil eden konu yüzünden karşı tarafın patronu adamı işten bile atabiliyor. O yüzden kimse olayı bu noktaya taşımak istemiyor. Siz de mahkeme maliyeti ve zaman kaybından kaçınıyorsunuz doğal olarak. Mahkeme masraflarının karşı taraftan alınması konusu koca bir uydurma. Devletin belirlediği bir rakam var. Tarifeye göre karşı taraftan bu parayı alabiliyorsunuz. Ancak üzerindeki avukatlık ve harç cart curt masraflarını almak için ayrıca bir dava daha açmak gerekiyor. (Hooop dön başa.)

 

Küçük firmalarla yapılan sözleşmelerde de en çok uyulmayan konu ödeme şartları. Avans ödemeleri cart diye geliyor. Çünkü üretimin veya hizmet üretiminin başlaması gerekiyor. Sorun hakediş noktasında başlıyor. Mesela ürünü ürettiniz ve ilk kez çalışacağınız bir müşteri ile karşı karşıyasınız. Paramı alamam korkusu ile malzemeyi kendi yerinizde teslim ederken ödemenin nakit veya çek ile yapılmış olmasını şart koşmuşsunuz ve bunu sözleşmeye yazmışsınız. O da imzalamış. Artık bu konuda tecrübe kazandım. Kimin sözleşmeyi okuduğunu, kimin okumadığını daha sipariş evrağı geldi anda anlıyorum. Sözleşme hızlı gelmişse ve ödeme şartları hiç okunmamışsa bilin ki o sözleşme okunmamıştır.

 

Müşteri malzemeyi almak için araç gönderir, parayı sorarsınız ve sonraki konuşma aşağıdaki gibi gerçekleşir.

 

Satıcı : X Bey parayı göndermemişler.

Müşteri : Malzeme gelince ödenecek.

Satıcı : Ama böyle anlaşmamıştık. Teslimde ödenecekti para.

Müşteri : Biz böyle çalışmıyoruz.

Satıcı : Ama sözleşmeye yazdık bunu. İmzaladık ya karşılıklı.

Müşteri : Bize güvenmiyor musunuz?

 

İşte o an. Nirvana. Güven sorgulaması aşaması. Ajitasyon, müşteri olmanın verdiği gevşeklik, vıcıklık, şark kafası vs. ne ararsan bu cümlenin içerisinde gizli.

 

Toyluk zamanlarımda kem küm ederdim. Ne diyeceksin bu laf karşısında. En nihayetinde karşındaki adam müşteri ve belki ileride tekrar bir şey satın alacak senden. İlişkiyi bozmak istemiyorsun. Bir kez hata yaptım ve parayı almadan malzemeyi teslim ettim. O paranın gelmesi 6 ay sürdü. Yaşadığın stres başka bir konu, insanın enayi yerine konulmuş olması bambaşka bir konu. Onuruna dokunuyor bir yerden sonra. Kaşarlandıkça bu soru karşısında da pişkin bir refleks geliştirdim. 

 

Eğer konuşma çirkinleşmemiş ve samimi bir şekilde taraflar birbirini tartıyorsa cevap aşağıdaki gibi.

 

Müşteri : Bize güvenmiyor musunuz?

Satıcı : Siz bize güvenmiyor musunuz?

 

Eğer konuşma çirkinleşmiş ve karşı taraf ukalalık yapıyor, ileri geri konuşuyorsa cevap aşağıdaki gibi.

 

Müşteri : Bize güvenmiyor musunuz?

Satıcı : Hayır güvenmiyorum. Siz de kimseye güvenmeyin.

 

Bu ülkede güya hem alanı hem satanı korumak için imza edilen sözleşmeler aslında kimseyi tam olarak korumuyorlar. Nefretlik bir durum oluşuyor bir yerden sonra. İnsanın ne yaptığı işe, ne muhataplarına inancı kalmıyor. Satmak, üretmek, ticari ilişki kurmak istemiyorsunuz. Bizim kültürümüzde maalesef hakkaniyetli sözleşme hazırlamak, hazırlanan sözleşmeleri okumak, sözleşmenin maddelerini başkasının hakkına geçmeden uygulamaya koymak yok. Biz laf olsun diye, prosedür tamamlamak için kağıtlar imzalıyoruz. Sonrada iş mahkeme aşamasına gelmesin diye uğraşıyoruz. Sözleşmelerin bağlayıcılığı ahlaki değerlerle değil, ancak mahkeme kapılarında karşınıza bir hakim çıktığı zaman açığa çıkıyor. Tabi aylar sonra gelen mahkeme gününde.

 

(Hukuki kısımlar için frodo555 daha iyi yorumlar getirir. Özellikle "Uzlaşın." konusu hakkında avukatların neden bu yolu tercih ettiklerini çok merak etmişimdir. Ben sadece piyasa uygulamasını çiziktirdim.)


IF SO POWERFUL YOU ARE, WHY LEAVE!?


#2 frodo555

frodo555

    Artista!

  • SIT
  • 10.200 mesaj

Yayınlanma tarihi 05 Eylül 2018 - 01:52 ÖS

Sonuncuya cevap vereyim :D

 

Adli yıl başladı; ofiste yönetici ortaklar dahil 9 avukat çalışıyor; ben masasından kalkmayan genelde sözleşmelerle uğraşan ortak olarak saat 14:10'da foruma mesaj yazabiliyorum.. Neden? milleti uzlaştırdığımız için ahahahahah :D :D :D

 

Aslında şöyle: biz ağırlıklı olarak şirketlere hukuki danışmanlık vermek için kurduk bu ofisi... yapılanma bu şekilde... Bu da şu demek; her ay şirketlerden belirli bir miktar maaş ortada bir dava olsa da olmasa da geliyor.. Buna karşılık tarifeye göre ücreti belirli bir tutara kadar olan davalara da ücret alınmaksızın bakılıyor - ki bunlar ofisteki toplam dava miktarının %75'ine yakın... Doalyısıyla biz ticari kısımda baktığımız dava sayısına göre değil, müvekkil şirket sayısına göre para kazanıyoruz... Şimdi önüme gelen her uyuşmazlığı veya şirkete gelen her ihtarnameyi dibine kadar direnip davaya çevirsem;  ben birşey kazanmayacağım gibi, müvekkilim de gereksiz sebep olduğumuz davalardan dolayı bir sürü harç faiz masraf ödeyecek... Onun yerine tanıyorsak (hatta tanımıyorsak da) karşı tarafı arayp "ne istiyorsun abi sen?" diye bir sormak adetten oldu...

 

Herif işçi, önümdeki dosyaya göre davayı %80 kaybederiz, alacak 100 lira; davaya gidersek 3 lira yargılama masrafı, 7 lira harç, 12 lira avukatlık ücreti ve ortalama enflasyon+%8-9 faiz ödeyeceğiz, temyizle uğraşırsak ve dosya icraya düşerse bir 10 lira daha avukatlık ücreti ve 9 lira daha harç ödeyeceğiz.. yani 100 lira %80 ihtimalle 141 + 100 liranın işleyecek faizi ve faizin vekalet ücretiyle harcı olarak ödenecek... E şimdi işçinin avukatı herşey dahil 90 liraya fit oluyorsa ben niye anlaşmayayım ki... O parasını hemen alıyor, müvekkil fazladan 30-40 hatta 50 ödemekten kurtuluyor, daha önemlisi konu kapanıyor herkes önüne bakıyor.. one less problem to deal with... 

 

Hadi bu iş davası zaten kaybedilecekti diyelim... Akdi ilişkiler farklı mı sanıyorsun; al sana örnek: iki şirket biri iş sahibi diğeri yüklenici.. köpek gibi sözleşme var, herifler kamyonları satıyor şantiyeden beton-demir-yakıt çalıyor diye haber gelince tutanak tutup sözleşmeyi feshediyor, teminat mektuplarını da paraya çeviriyor müvekkil cari alacağına karşılık... Adam dava açıyor 125 milyon liralık... 20 küsur milyon liralık kısmını kazanıyor...Olay yılı 2013 karar yılı 2018... Herif davadan önce teminat mektuplarımı geri verin, cari hesabı silin, içerideki beton santralimi de 2,5 milyona alın gideyim diye teklif yapmış (bizden önce bu); yaptığı teklifin toplamı da hemen hemen 20milyon :) avukatlar, hukuk profesörleri, inşaat profesörleri, smmm prof'lar... 5 yıl yargılama 3 tane hakem duruşması, 1 milyon hakem ücreti, 500K bilirkişiler, kimbilir toplamda kaç milyon avukatlar... Geldiğimiz nokta = başladığımız nokta :D  ama bu arada yüklenici şirket iflas etti ve artık fahi kredi faizleri yüzünden bu davadan alacağı parayla da kurtulamıyor.. müvekkil ise 20 yerine yaklaşık 30 ödeyecek faizleri eklenince.. tam bir lose-lose durumu.. O gün "al lan sana 12" denseydi 12 değilse belki 14'e anlaşılırdı, iş 1 yıl daha az gecikirdi - ki bu bir elektrik santrali, 1 yılda o belki haksız yere ödenen 14'ü de 2 defa kazanırdı... 

 

Kısacası.... 

 

1- En sağlam sözleşme dediğin şey; mahkemelerin "tek taraf lehine fahiş görüp iptal etmesi muhtemel" şartlarla dolu anlaşmadır...

2- Her "çok haklı müvekkil" sadece endisine göre çok haklıdır ve bir işe kaç ayrı kişi bakıyorsa o kadar POV vardır (point of view)... bazen karar verecek olanlar tamamen alakasız bir POV ile bakarlar...

3- Ortalama bir sözleşmeyi %1500 haklı feshetsen de; ne kadar haklı olduğuna değil bunu ne kadar ispat edebildiğine bakarlar - ki şirketler genelde avukatları işe, işi yürütürken bulaştırmadığı için pek çok dosyada ciddi ispat sorunları çıkar...

4- Rakam büyüdükçe mahkemeler haklılıktan çok ex aqua bono denen kuralı daha sık uygularlar (hak ve nesafet) ve mümkün oldukça bir tarafı verdikleri kararla batırmamaya çalışırlar. dolayısıyla sen de alman gerekeni tam alamazsın...

 

Eh bu durumda müvekkil olarak senin; uzun yıllar sürecek yargılama sürecini yönetecek (a-paran, b-azmin, c-objektif haklılığın ve en önemlisi d-karşı tarafın da süreç sonuna kadar sağlam kalıp iflas etmeyip, senin alacağını almana mani olmayacağına dair güvenin) şartlarının hepsi birden varsa; ben o davaya seve seve girerim; neticede anlaşmayla 2 alacaksam davayla 10 alıp çok daha ciddi para kazanacağım o işten...

 

Ama bunlardan biri bile eksikse hatta eksik olabileceğine dair bir emare bile varsa; o zaman avukatı koridorda "settle!!! settle!!" diye bağırırken görürsün :D


  • duman ve InSoMNiAsTaN bunu beğendi

Galatasaray'dan gitmek isteyen gönderilir; hep öyle olmuştur. İstemeyen de gitmemiştir (Metin Oktay).


I'm forever blowing bubbles / pretty bubbles in the air / They fly so high, they reach the sky / And like my dreams they fade and die /

Fortune's always hiding / I've looked everywhere / I'm forever blowing bubbles / Pretty bubbles in the aeee!!


#3 duman

duman

    Senior Member

  • Members
  • 7.368 mesaj

Yayınlanma tarihi 05 Eylül 2018 - 02:11 ÖS

Bomba bir cevap olmuş. :D Ellerine sağlık.


IF SO POWERFUL YOU ARE, WHY LEAVE!?


#4 almeyda

almeyda

    Senior Member

  • Members
  • 1.454 mesaj

Yayınlanma tarihi 12 Eylül 2018 - 09:47 ÖS

İş hayatımın tamamına yakın ihracat yapan mümessil firmalarda çalıştım .İşin bir ayağı yurtdışı müşteriler bir ayağı da Türkiye'de ki üreticiler . Tabii ister istemez müşterinin kurallarına göre hareket ediliyor . Sözleşme kuralları , geç/erken ve eksik/fazla miktar yükleme cezaları , şartlar , yapılan işin özel şartları,firmaların sosyal uygunlukları derken bir yığın işe uğrasıyorum . Adamların tedarikçi sayfalarında alacakları domatesin tarlasından , ölçülerine kadar bir yığın düzenleme var , düşünün yani . Tüm bunları aylarca uğraşıp hani iyice anlasınlar diye hem dilimize çevirip gönderiyorum , yetmiyor gidip koca firmalara bildiğiniz ders veriyorum . 

 

İş tecrübeme dayanarak şunu kolayca söyleyebilirim ki , Türk insanı okumuyor . Veyahut okuyor ama anlamazlığa geliyor . Bir garanti mektubunu yurtdışına gönderiyorum mesela adam tane tane okuyup , şık şık cevaplarken ; bizim insanımız ne işaretliyor ne de dolduruyor ; boş bırakıyor . Tarih atmıyor , isimini bile yazmıyor . Zararlı kimyasalları muhasebeci falan dolduruyor . 

 

Gördüğüm kadarı ile bizim insamızın anlaşma mantığı , kurban pazarında el sıkışmak gibi . Çoğu işi böyle feodal koşullarda bitirdiğimi bilirim . Ama sözleşme ile git yanına , şartları anlat ortam buz gibi olur  hayatta iş yapmaz seninle . 

 

Üç ay önce bayağı karlı bir işi bağlamak üzereydim . Üretici , ülkenin kendi ürün gamında en iyi üreticisi , fakat ihracat yaptığı ülkeler rusya , polonya , arabistan falan , yurtiçi piyasayı ise parsellemiş . Bir ay boyunca gittim geldim , şartları anlattım . Ön ödeme dedi , tamam dedim . Parsiyel dedi, ok dedim . Ben de aralarda şartları sıraladım . İçlerinden bir tanesi bizim private label markamızı bizim haricimizde satamayacağına dair bir şart . Cezası 100 k CHF . Görüşmelerin sonlarına doğru karşıma bir avukat dikti . Benim sözleşmemi revize etmiş  ,önüme koydu . Bir baktım ki bizim 100 k nın karşısına 200 k koymuş . Neymiş efendim , bizim teknikerler firmaya girip çıktığında ürünün know- how larını çalacaklarına dair vs . Diğer bir düzeltme de gecikme olduğu takdirde ceza ödemeyeceğine dair . En sonunda dayanamayıp avukat hanım bana izmirli demiştiniz ama bu sevr anlaşması dedim , kalktım masadan . 

 

Okuyanı ayrı , okumayanı ayrı Türkiye piyasasında . Sözleşme işi biraz protestan dünyasının işi , biz de orman kanunu işliyor .  


  • duman bunu beğendi

3 oyuncu getirdik. Bu 3 oyuncudan Maicon oynayarak geldi. Mariano aramıza katıldı. Yeni takımdan maçta bir kişi hazırdı. Şu anki realite bu. 7 antrenman yapıp, çıkarttığımız durum bu. Yeni bir takım kurarken, dikkatli olmalısınız. . 4-5 oyuncunun transferi ile mükemmel bir takım olacağız.

Bunun yorumunu ben yapmamam. Belki kötü bir hoca olduğumu düşünebilirsiniz. Bunu sadece sonuca bağlamamak lazım. Bahanesi yok. Ne konuşsam burada toz gibi kalacak.  Ama göreceksiniz ki Galatasaray çok güzel bir takım olacak. Yenerse iyi, yenilirseniz kötü hocasınız. Bu böyledir. Gerçekten çok üzgünüm

Prof.Igor Tudor (20.07.2017) 





0 kişi bu konuyu görüntülüyor

0 üye, 0 ziyaretçi, 0 gizli üye