İçeriğe git


Resim
- - - - -

Dolar...


  • Please log in to reply
63 replies to this topic

#21 F@biooO

F@biooO

    Senior Member

  • Members
  • 9.322 mesaj

Yayınlanma tarihi 21 Mayıs 2018 - 04:57 ÖS

Halkın can evinden vurulacağı gün belli.... 

 

Iphone 11 :  10,000 TL    olunca isyanlar başlar çok şükür elhamd....



#22 Ali

Ali

    Senior Member

  • Members
  • 11.040 mesaj

Yayınlanma tarihi 22 Mayıs 2018 - 07:05 ÖÖ

Bize ne ABD’nin ulusal parasindan? :)))

 

 

:lol: 

 

Euro da aldi basini gidiyor....

 

Avrupalilarin parasindan da bize ne diyelim söle iktidar modunda...


GALATASARAY 1905

th_060833254_asy_122_363lo.png


#23 duman

duman

    Senior Member

  • Members
  • 7.631 mesaj

Yayınlanma tarihi 22 Mayıs 2018 - 07:13 ÖÖ

Doların bu halde olmasının o kadar çok nedeni var ki say say bitmez. Bir çırpıda akla gelenler

 

1- Doların küresel olarak güçlenmesi.

2- FED'in 2007'de piyasalara saldığı doları geriye çekmek için kademeli faiz artışlarına gidiyor olması.

3- Seçim sürecinde olmamız.

4- TCMB'nin faiz silahını hep örtülü olarak kullanıyor olması ve bu durumun özellikle parasını Türkiye'ye getiren yabancı yatırımcı üzerinde gerekli hallerde TCMB'nin hamle yapmaktan kaçınıyor olduğu izleniminin oluşması

5- TMSF'nin bünyesinde bir çok firmanın olması ve OHAL şartlarında başka firmalara da çok çabuk el koyabilme imkanının olması. Bu nedenle özellikle yabancı yatırımcı parayı buraya getirmekten veya Türk şirketlerine borç vermekten çekiniyor. Ya para yatırdığım/borç verdiğim firmaya el konulursa endişesi yaşıyorlar.

6- Seçim sürecinde yapılan bol keseden vaatler. Emekliye bayramlarda 1000TL, öğrenciye yılda 2 kez 500TL, kredi kartı borçlarının devlet tarafından satın alınarak yapılandırılması vb.

7- Özel sektör dış borç geri ödemelerinin Mayıs ayına sıkışması. Önümüzdeki aydan itibaren biraz daha azalacak bu ödemeler. Kredisini takla attırmak isteyenler risk primi yüksek olduğu için yüksek faizle tekrar borçlanmak yerine borcu kapatma yoluna gidiyorlar. Borcu kapatmak için de haliyle dolar satın alınıyor. Bu da kuru yukarı ittiriyor.

8- FETÖ davası

9- Suriye sorunu

 

Kısa süre içerisinde bu kurun normalleşebilmesi için TCMB'nin faiz artırımına gitmesi gerekiyor. Ancak bu tek başına yeterli olmayacak muhtemelen. Algı bozuldu. Panik başladı. Kısa vadeli olarak yüksek faiz ile doları dizginlersiniz ancak bunu maliye politikası ile desteklemek zorundasınız. Yani meşhur bir ifade ile "koordineli" bir uygulama yapmak gerekiyor.

 

Ama hepsinden daha önemli olan, artık ağızlara sakız olan "yapısal sorun" meselesi. Biz Türkiye olarak katma değer yaratan ürünler üretmiyoruz. Veya teknoloji ihtiva etmeyen alanlarda katma değer yaratacak markalara sahip değiliz. Mesela tekstil konusunda sayılı üreticilerden birisi olmamıza karşın global bir markamız yok. Zara, Mango gibi şirketler markaları ile anormal karlar ederken ürünlerini Türk şirketlerine yaptırıyorlar. Mesela dünyanın en büyük ham bor tedarikçisi olmamıza karşın, işlenmiş bor ihtiva eden ürünleri yurtdışından satın alıyoruz. Mesela tarım alanında dünyanın en büyük fındık tedarikçisiyiz ancak parayı Nutella götürüyor. 

 

Biz global markalar yaratamadığımız, katma değerli ürünler üretemediğimiz sürece dolar karşısında zorlanmaya ve kur baskısı ile yaşamaya devam edeceğiz.


IF SO POWERFUL YOU ARE, WHY LEAVE!?


#24 Giga

Giga

    Odtülü Aslan

  • SIT
  • 24.903 mesaj

Yayınlanma tarihi 22 Mayıs 2018 - 07:43 ÖÖ

Bizim paramızın değeri düşmüyor ki ABD, AB, İngiltere'nin ulusal paralarının değeri yükseliyor.

 

Azıcık dikkat edelim lütfen söylemlerimize. :)


İngilizler gibi toplu halde futbol oynamak, bir renge ve isme sahip olmak ve Türk olmayan takımları yenmek

#25 Yasin Karabulut

Yasin Karabulut

    Pesimist

  • Administrators
  • 15.452 mesaj

Yayınlanma tarihi 22 Mayıs 2018 - 07:58 ÖÖ

Alan yaya kalır ona göre akılllı olun. 



#26 heroesoflife

heroesoflife

    Senior Member

  • SIT
  • 2.454 mesaj

Yayınlanma tarihi 22 Mayıs 2018 - 04:54 ÖS

Milletimiz oynanan oyunlarin farkinda evelallah.

 

DdzOuUJU0AENk2T.jpg



#27 Patriot

Patriot

    Senior Member

  • SIT
  • 12.313 mesaj

Yayınlanma tarihi 22 Mayıs 2018 - 06:22 ÖS

yaa arkadaşlar düşündüğünüz şeye bak.. kolay o iş:

https://twitter.com/...7053907968?s=19

What can I do sometimes..

#28 Yasin Karabulut

Yasin Karabulut

    Pesimist

  • Administrators
  • 15.452 mesaj

Yayınlanma tarihi 23 Mayıs 2018 - 09:59 ÖÖ

4,85 ? 

20 Temmuz 2016: 3,06

23 Mayıs 2018 : 4,85

 

Devalüasyon: % 60 !



#29 Mert Baydur

Mert Baydur

    www.blendcreative.com.tr

  • SIT
  • 8.045 mesaj

Yayınlanma tarihi 23 Mayıs 2018 - 11:39 ÖÖ

4,85 ? 

20 Temmuz 2016: 3,06

23 Mayıs 2018 : 4,85

 

Devalüasyon: % 60 !

ABD'de çoğu yerde eyalet vergisi fiyata dahil değil, kasada fiyata ekleniyor.

Yani ABD'de yemek yesen & alışveriş yapsan bu kur hesaplaması üstüne eyalet vergisi de eklemen lazım şayet ABD'ye seyahati zaten ödeyebildiysen.

Bir de restorandaysan, restorandaki beklenti, %20 ek bahşiş vermen.

Olacak iş değil!



#30 F@biooO

F@biooO

    Senior Member

  • Members
  • 9.322 mesaj

Yayınlanma tarihi 23 Mayıs 2018 - 01:51 ÖS

Günü 5'le bitirecek şaka maka...



#31 Giga

Giga

    Odtülü Aslan

  • SIT
  • 24.903 mesaj

Yayınlanma tarihi 23 Mayıs 2018 - 01:53 ÖS

Yahu bırak ABD seyahatini falan, senin ihraç ettiğim dediğin hemen her şeyin ham maddesini, girdisini dolarla-euroyla ithal ediyorsun; batmaya mahkum bir düzen bu zaten.


İngilizler gibi toplu halde futbol oynamak, bir renge ve isme sahip olmak ve Türk olmayan takımları yenmek

#32 heroesoflife

heroesoflife

    Senior Member

  • SIT
  • 2.454 mesaj

Yayınlanma tarihi 06 Ağustos 2018 - 06:38 ÖS

5.28 ver mehteriii.

#33 cozker

cozker

    Member

  • Members
  • 8.700 mesaj

Yayınlanma tarihi 06 Ağustos 2018 - 07:33 ÖS

seçimden önce 4.70'ti, şu an 5.28..
adam konuştukça batıyoruz şaka maka :).

#34 Mert Baydur

Mert Baydur

    www.blendcreative.com.tr

  • SIT
  • 8.045 mesaj

Yayınlanma tarihi 06 Ağustos 2018 - 10:00 ÖS

Berat Albayrak’in bakanliga atanmasi ve bakanligin degisen yapisi da olumsuz etki etti
Brunson krizi basli basina kaos sebebi
Nereye varacak bu mesele on goremiyorum

#35 Giga

Giga

    Odtülü Aslan

  • SIT
  • 24.903 mesaj

Yayınlanma tarihi 07 Ağustos 2018 - 07:06 ÖÖ

Ben maasimi TL ile aliyorum bana ne. :)
İngilizler gibi toplu halde futbol oynamak, bir renge ve isme sahip olmak ve Türk olmayan takımları yenmek

#36 _since1905_

_since1905_

    Member

  • Members
  • 124 mesaj

Yayınlanma tarihi 07 Ağustos 2018 - 11:10 ÖÖ

şu ana kadar öngürüleri tutan finansçı bir arkadaşım yıl sonuna 6.35 tahmin ediyoruz dedi. paramıza tekrar sıfırları eklemeye doğru gidiyor bu iş sanki.



#37 duman

duman

    Senior Member

  • Members
  • 7.631 mesaj

Yayınlanma tarihi 07 Ağustos 2018 - 12:19 ÖS

1950 zamanı Demokrat Parti döneminde olduğu gibi bir parasal bolluk süreci yaşadık. Türkiye o dönemde Menderes iktidarının liberal bakış açısı çerçevesinde büyük bir tarımsal kalkınma süreci başlattı. Sanıyorum tarımsal kalkınma noktasında adım atılmasında bir nedende Menderes'in toprak ağası gibi bir ünvanı olması da yatıyor. Alınan kredilerle yurtdışından çok sayıda traktör, biçer döver, o dönemin modern tarım aletleri ithal edildi. Bu kalkınma hamlesi sonuç vermiştir. Türkiye doğru düzgün tarım ekonomisine sahip değilken, kısa süre içerisinde en büyük 4. buğday tedarikçisi olmuştur. Bu dönemin dikkat çekici bir diğer hamlesi de Seyhan Barajıdır. 40milyon$ kredi almak istediğimiz zaman Dünya Bankaı 10milyar$ dağıtılabilir rezerve sahip olmasına karşın Türkiye'ye ayrımcılık yaparak kredi vermemiştir. ABD Başkanı'nın araya girmesi ile ancak 25milyon$ kredi verilmesi sağlanabilmiştir. Bu para ile Seyhan Barajı yapılabilmiştir. Seyhan Barajı o dönem için Çukurova'da yapılan tarımsal üretimi 5 katına katlayacaktı. Ancak çıkarılan zorluklar nedeniyle buradan elde edilen gelir fayda sağlayacak şekilde kullanılamamış ve Türkiye borç batağında patinaj yapmaya başlamıştır. Kredi bulamayan Türkiye (bu kısmı pek bilinmez) Sovyet Rusya ile görüşmüş. Buradan kredi almak konusunda anlaşma yapmıştır. Hemen ardından da darbe gelmiştir.

 

Bugün geldiğimiz nokta ile 1960 ekonomik krizimiz ve darbe süreci büyük paralellikler gösteriyor. Kriz etkisi ile FED yıllarca parasal genişleme sürecine girdi. Dolar bastı. Piyasaya sürdü. Bir çok gelişmiş ülke buna paralel olarak faizlerini eksi seviyeye çekti. Sermaye haliyle bizim gibi gelişmekte olan ülkelere akmaya başladı. Türkiye bu süreçten büyük faydalar sağladı. AB ile adaylık sürecinin başlaması, reformist yasaların çıkarılması vb. siyasi hamlelerde buna eklenince bir anda büyüyen, gelişen bir Türkiye ortaya çıktı. Bizim 2001 krizinde durmuş ekonomimize bir ateş yakılması gerekiyordu. Bunu da imar kalkınma hamlesiyle başlattık. Ancak hata bu sürecin hesapsız kitapsız, salt imar ile dönebileceği gibi bir algı ile hareket edilmesi oldu. Bir çok özel sektör firması kendi ana iştigal konusuna ek olarak müteahhitliğe soyundu. Otomotiv alım satımı yapan, servis hizmeti veren kurumsallaşmış galeriler bile inşaat sektörüne hızlı giriş yaptılar. Bir anda her yer bina ile doldu. Gün oldu, devran döndü. ABD piyasalara saldığı dolarlarını geri istiyor artık. Dolar basmıyor. Faiz artırıyor. Yıllardır bizim pazarımıza akmakta olan ve iç piyasamızı çeviren dolar önce ufak ufak, sonrasında da hızlı bir şekilde Türkiye ve diğer gelişmekte olan ülkeleri terketmeye başladı.

 

Buraya kadar olan kısım bizim yapısal sorunlar denilen mevzunun da etkisi ile içerisine girdiğimiz, bizim kendi elimizle yarattığımız kriz süreci aslında. Bu zaman diliminde ihraç edilebilir ürün kalemlerinde üretim yönünden gelişmeye çaba harcasak, markalaşma atağı başlatsak yine etkilenirdik bu sermaye kaçışından ancak bu denli hissetmezdik.

 

Ancak bu kriz halini salt ekonomik sebeplerle veya bizim ekonomi yönetimimizin yaptığı hatalarla izah etmeye çalışmakta konuyu eksik değerlendirmek olur. 

 

Benim gördüğüm kadarıyla Dünya tarihi 4 büyük süper güç görmüştür. Moğollar, Osmanlı, Britanya ve son süper güç olarak ABD. Moğollar dönemin şartları ile kurulmuş, büyümüş ve dağılmıştır. Osmanlı devre ayak uyduramamış, sanayileşme çağını kaçırmış ve dağılmıştır. Britanya Moğollar ve Osmanlı'nın yaptığı hataları yapmamıştır. Sanayi devrimininin de merkezi olmanın, modern para piyasalarının temelini atmanın verdiği avantajlarla zirveye çıkmış ancak zamanla nüfuz alanlarını yeni dalga yaratan ABD'ye devretmek zorunda kalmıştır. Britanya'nın bugün dahil başarısı süper güç olmasa da belli bir standartta yapıyı korumayı başarmasıdır. Diplomatik kültür İngilizlerin en güçlü olduğu alan olarak onları hala en önemli ülkelerden birisi olarak yukarılarda tutuyor.

 

ABD ise soğuk savaşın bitişi ile birlikte ipini koparmış ve tek hakim olarak zirveye çıkmıştır. Bir süredir de gerileme sürecini yaşıyorlar. Dünya genelinde yanılmıyorsam 2000 civarında askeri üsse ve bu üslerde bulunan 350.000 adet askere sahipler. Bu yapı ekonomik anamda çevrilebilir bir yapı değil. Üretim kaynaklarının büyük kısmını yurtdışına çıkarmış vaziyetteler. Uzun süredir Çin, Tayland gibi ucuz iş gücü temin edilebilen ülkelerde üretim yapıyorlar. Bu zaman diliminde teknolojinin transfer olmasını engelleyemediler. Tekrar üretir olabilmek içinde bir süredir geri çekiliyorlar. Bu çekilme esasen Baba Bush zamanında başladı. Berlin Duvarı sonrasında ABD kalkan Sovyet tehdidine müteakip Orta Doğu'da dikta rejimleri üzerinde baskıyı artırarak elimin etmeye başladı. Saddam Hüseyin'e bir tokat atıp kenara çekildiler. Clinton döneminde Filistin konusunda zemin oluşturulmaya başlandı. Oğul Bush döneminde Saddam Hüseyin tamamen elimine edildi ve Arap Baharı'nı başlattılar. Obama döneminde ise yakıp yıktıkları, destabil hale getirdikleri coğrafyalardan çekileceklerini ilan ettiler. Obama politik altyapıyı oluşturdu. Çekilme sürecini başlattı ve önce Irak'tan çıkış başladı. Vekalet savaşlarının startı da bu şekilde verildi. Trump bu geniş planın ekonomik ayağını uygulamaya soktu.

 

ABD bu çekilme sürecinde Britanya'nın yaptığını tekrarlamak istemiyor. Elindeki gücü birilerine devretmektense uzaktan kontrol etmek niyetinde. O yüzden çıktıkları yerleri başka ülkelerin nüfuz etmesine müsaade etmeyecek biçimde, şekillendirerek çıkmak niyetindeler. 

 

ABD'nin değişmez, sarsılmaz ve asla terk etmeyeceği, siyasal ve ekonomik olarak göbekten bağlı olduğu en büyük ortağı İsrail'e bir partner gerekiyor bu bölgede. ABD'ye tabi, ABD dış politikası çerçevesinde bölgesel politika yürütebilecek, garnizon olarak faaliyet yürütecek, eğer ileride ihtiyaç olursa ABD'nin tekrar sorgusuz sualsiz asker getirebileceği bir devlet lazım. Bu partnerin eski müttefikleri İran veya stratejik ortak dedikleri Türkiye ile yürümeyeceğini, aradıkları yapıyı bu iki ülke ile kuramayacaklarını ABD pekala en başından beri biliyordu. İran, sınırlarını bir başka ülkeye borçlu olmayan bir devlet. Selçuklular, Safeviler, Osmanlı dönemlerinden kalma bir devlet kültürü oluşturmuşlar. Ona keza Türkiye sınırlarını Kurtuluş Savaşı'nda kanla çizmiş bir ülke. Devlet geleneği konusunda mazimizi konuşmaya zaten gerek yok. Bu gibi ülkeleri baskılarsınız, zor durumda bırakırsınız, kendinize tabi kılarsınız ancak bunların hepsi belli bir süre için olur. Bu gibi ülkelerde her an siyasi bir gelişme ile bir lider, akım, parti, siyasal hareket baş gösterebilir. ABD politikaları açısından bu durum güvenilmezlikten başka bir şey değil. Öte yandan bölgede hiç devletleşme imkanı bulamamış, bu yönüyle ülke kurma açlığı çeken bir Kürt nüfus var. Terör örgütleri üzerinden organize edilecek bir devlet ile burada kurulacak bir Kürt Devleti ABD için bulunmaz hint kumaşı gibi olacaktır. İsrail'in destek verdiği, ABD'nin son ana kadar bir açıklama yapmadığı Kuzey Irak bağımsızlık referandumu süreci de buna güzel bir dayanak noktası oluşturuyor. Bir ön yoklama yapılarak, süreç, çevre ülkelerin tepkisi ve diğer gelişmekte olan ülkelerin bu konuya yaklaşımı tartılmış oldu. Türkiye, İran, Irak bölgesel nedenlerle buna karşı çıktı. AB ülkelerinin karşı çıkma nedeni ise mevcut reel politikte iyi kötü nüfuz ettikleri bölgede, tamamen ABD güdümlü bir devletin olmasını istemiyor olmalarından başka bir şey değil. ABD, AB üyesi gelişmiş ülkelere bu masadan pay vereceğini söylese Barzani çoktan bağımsızlığını ilan etmişti.

 

Öte yandan bir geçmiş sorgulaması daha yapmak isterim kapasitem yettiğince. 1. Dünya Savaşı dönemine hızlı bir geri dönüş yaparsak Osmanlı'nın savaşa girmek konusunda hevesli olduğunu ve taraf olarak İtilaf Devletleri'ni seçtiğini, bunun için İngiliz Hükümeti ile temas kurulduğunu görebiliriz. Ancak daha sonra topraklarını paylaşmak yolunda gizli planlamalar yapmış İtilaf devletleri doğal olarak böyle bir partnerliği kabul etmediler. Sanıyorum Osmanlı tam olarak bu noktada hedef tahtasına oturtulduğunu ve Almanya'dan sonra sıranın kendisine geleceğini anladı. Bunun üzerine Alman zırhlıları ile Sivastopol bombalanıp savaşa girildi. Emperyal cephenin hiç istemediği bir gelişmedir aslında bu. O dönem için Osmanlı'ya savaş açmak için bahane üretmek çok kolaydı. Borçlarımı tahsil edemiyorum diyerek bile çökebilirlerdi Osmanlı'nın üzerine. Ancak İttifak cephesinde olan Osmanlı'nın bu süreci uzatmasını engelleyemediler.

 

Bugün bizim ülkemizin içerisinde olduğu dış politik konum Osmanlı'ya bence fazlasıyla benziyor. Türkiye uluslarlarası antlaşmalarla kendisini garantiye almış bir ülke görünümünde olmasına karşın, müttefikleri tarafından silah ambargosu ile sürekli olarak tehdit ediliyor. ABD, Türkiye'yi hiç bir konuda masada görmek istemiyor. Güçlenmesini, savunma sistemleri konusunda gelişmesini arzu etmiyor. Patriot savunma sistemlerini, parası karşılığında bile satmamış olmasının başka türlü bir izahı yok zaten. Bir ülke, bir diğerinden para kazanmamayı neden tercih etsin? İleride başlatılabilecek olası bir sınır tecavüzünde Türkiye'nin zayıf kalması arzusundalar. Ancak Türkiye'nin uçak düşürme olayı ile papaz olduğu Rusya ile bu kadar çabuk durumu toparlayabileceği ve daha da ötesinde askeri bir silah satış sözleşmesi yapabileceği de düşünülmüyordu. S-400 savunma sistemi, ABD ve NATO kontrolünde olmayacak, olası bir askeri temasta nasıl sonuçlar doğuracağı bilinmeyen bir muamma ABD için. Hem savunmamıza dönük engel çıkarıp, öte yandan karşı bloktan beslenmemizi de istemiyorlar. Hedefte olduğumuzdan olmasın?

 

Elbette her şey sırası ile olacak. Öncelik İran'a verilmiş durumda. Ekonomik darboğaza ittirilerek rejimi sarsacak, ülkede bir karşı devrim hareketi başlatacak ve gerekirse Arap devletleri üzerinden yürütülecek bir asker müdahale ile dışarıdan buna destek vererek İran'ın kuzeybatısından bir alan koparmak istiyorlar. Yönetimi değişen İran'ın, İsrail'le tehdit olmaktan çıkması da ekstra kar olacak. Bize sıra anca bundan sonra gelecek. 

 

Biz bugün dolar, euro, piyasalar gibi konularla boğuşurken asıl cevaplamamız gereken soru bu süreçte nasıl pozisyon alacağımızdır. ABD'nin suyuna giderek bu sorunlu süreci biraz daha öteleyecek miyiz? Yoksa Rusya-Çin-İran ekseninde, anti ABD bir tutum mu takınacağız? Her ikisinin de çok ağır bedelleri olacak. ABD'nin suyuna gitmek, kısa vadede yaşadığımız ekonomik buhranı bir nebze hafifletecektir ve ekonomik düşüşün paraşütlü olmasını sağlayacaktır. Ancak kaçınılmaz son olarak gözüken (bana göre) bir savaş sürecinin de ABD açısından sorunsuz devam etmesini sağlayacaktır. Karşı cephede saf tutulması halinde ise kısa vadede büyük ekonomik darlık içerisine gireceğimiz bariz. Zaten kaçan sermaye, ABD karşıtı bir tutum halinde ışık hızıyla ülkeyi terk edecektir. Büyük bir kriz, anormal seviyede iflaslar, işsizlik baş gösterecektir. Bu sermaye boşluğunu doğu bloğundan Çin haricinde kompanse edebilecek ülke yok. Onların da ne kadar dostane bir tutum içerisinde olacakları soru işareti. 

 

Tam bu noktada bir istisnai durum gerçekleşebilir. Bununla ilgili ne bir duyum, ne de bir emare var. Son 10 yıllık periyotta AB'nin (burada Almanya, Fransa ve İngiltere elbette kastettiğim) her yıl daha da azalan bir nüfuzları söz konusu. Arap Baharı patladığı dönemde, Kaddafi'nin linç edilmesi sonrasında Fransa ve İngiltere başbakanlarının paldır küldür Libya ziyareti düzenlemeleri, kaybettikleri nüfuz alanlarında tekrar zemin yaratabilmekti. Sonuç elde edemediler. Libya özelinde, bu ülke hala hamisiz konumda kendi iç meseleleri ile çalkanıyor. Suriye iç savaşı sürecinde bu nüfuz kaybı daha berrak şekilde ön plana çıkmaya başladı. Hatta yüksek tirajlı gazetelerde çok derinlikli analizler hazırlandı. Bir tarafta Cenevre diğer tarafta Astana masası kuruldu ancak bunların hiç birisinde eş şartlarda masada oturan bir AB üyesi ülke yoktu. ABD bugün AB ile de ticaret savaşları içerisinde. Kısa vadede muhakkak ki bir tutunma noktası yaratarak anlaşma yoluna gideceklerdir. Ancak uzun periyotta AB, artık ABD'yi ticari ve nüfuz alanı olarak bir tehdit şeklinde görmeye başladı. Avrupa kıtası tarihinde hiç olmadığı kadar global gelişmeler karşısında edilgen konumda kalıyor. Yüzmilyonlarca insanın yaşadığı, büyük ekonomik güç konumundaki bir birliğin, sosyal, politik ve ticari gelişmelere bu kadar uzak kalması, onlar adına kabul edilebilir bir durum değil. Masaya dönmek noktasında ABD ile anlaşamıyorlar. Kudüs meselesinde olduğu gibi bazı siyasal konularda BM çatısı altında ters düşüyorlar. Çıkarlar çatışmaya başladı. Bir de Trump'ın NATO, BM gibi örgütlerde yükümlülüklerin yerine getirilmediği noktasından hareketle yarattığı baskı unsuru var. Ağır bir aşağılamaya maruz kalıyorlar. AB için Rusya ile dirsek temasına geçerek masaya dönüş yolu, Kırım'ın ilhakı, Ukrayna-doğalgaz meselesi ve tarihsel "Rusya tehdittir." algısı yüzünden pek olası değil. ABD kendi çıkarlarının peşinde koşuyor. Bu durumda masaya dönmek, tekrar nüfuz alanı yaratmak, tekrar pazarlıklara dahil olarak konuşmak için Türkiye potansiyel bir partner. Buna ek olarak son günlerde sıkça dile getirilen Balkanlar konusu var. Türkiye ve Rusya'nın Balkanlar politikası ile elde ettikleri nüfuz, AB'nin bu bölge ülkelerine karşı takındığı ikircikli tavır yüzünden bir eleştiri konusu haline gelmiş durumda. Burada etki alanı yaratamadıklarını, uzun vadede ticari ve sosyal yönlerden Rusya ve Türkiye'nin bu ülkelerden büyük pay kapabileceği analistler tarafından sıklıkla gündeme getiriliyor. 

 

Türkiye'yi AB'ye almayacakları, Türkiye'nin de bu perspektiften bir hayli uzaklaştığı bir gerçek. Derinlikli bir stratejik ortaklık kurulması olasılığı bence hala var. Sınırsız vize rejimi uygulaması, eşit şartlarda imza edilen gümrük serbestisi ve hatta orta/uzun vadede birleşik bir Avrupa Ordusu gibi konularda Türkiye'yi kuvvetli partner olarak tercih edebilirler. Bana göre AB için şu aşamada tutabilecekleri en makul yolda bu gibi duruyor. Tabi bunların olabilmesi için öncelikli olarak Türkiye ile AB'nin ağır abileri arasında gerginliğin azaltılması, üslubun düzelmesi gibi ön şartlar var. En son Almanya'nın yaptığı "Türkiye ile ilişkilerin daha da iyi olmasını istiyoruz." minvalinden açıklamalar bu yüzden çok önemli. Dün de yaptıkları ortak açıklama ile Trump'ın tekrar yürürlüğe koyduğu ambargo konusunda "AB ve BMGK kararlarına uygun şekilde hukuk sınırlarında ticaret yapan AB üyesi ülkelerin şirketlerinin haklarını savunacağız." açıklaması gerçeği var. ABD'nin dişini göstermesine müteakip AB'de tepkisini koymuş oldu. ABD ile ters düşmek neticesinde kaçabilecek sermaye bu yolla da ikame edilebilir.

 

Stalin döneminde yaşadığımız Sovyet tehdidinde, İsmet Paşa Türkiye'yi batıya yakınlaştırdı. Çok partili demokrasiye geçişi ABD şart koşmuştu. Aslen bize özgü olan ancak Sovyet nizamını andıran Köy Enstitüleri gibi ulusal kalkınma projelerini ise rafa kaldırmak zorunda kalmıştık. Diyet ödedik. NATO'ya girdik. Tehlikeyi bertaraf ettik. 67 sene sonra bu sefer büyük tehdit, içerisinde olduğumuz yapıdan geliyor gibi gözüküyor. Her türlü olumsuz ekonomik tabloya karşın, mevcudiyetimizi korumak adına bir hamle yapma zamanı yeniden kapımıza dayanmış gibi gözüküyor.

 

Kur ve sermaye meselesi ABD'nin şu an elinde tuttuğu en büyük koz. Bu tercihi yaparken, Türkiye'nin seçeneğini teke indirmek ve yapacağı tercihin ABD çıkarları doğrultusunda olmasını sağlamak amacındalar. Ya İsmet Paşa'nın dediği gibi yeni bir dünya kurulacak ve Türkiye yerini alacak. Ya da biz edilgen bir ülke olarak, masada oturan oyuncuların yanında ayakta bekleyen edilgen bir ülke konumunda kalacağız. Mukadder olan bir bedel ödeneceğidir. Zaten Karlofça Antlaşması'ndan bu yana hep bedel ödemedik mi?


IF SO POWERFUL YOU ARE, WHY LEAVE!?


#38 heroesoflife

heroesoflife

    Senior Member

  • SIT
  • 2.454 mesaj

Yayınlanma tarihi 07 Ağustos 2018 - 12:39 ÖS

Tabi ki abd cizgisinde ilerleyecegiz simdiye kadar oldugu gibi. Sonbaharda irana operasyonun onunu acarak bunu taclandiracagiz.

#39 heroesoflife

heroesoflife

    Senior Member

  • SIT
  • 2.454 mesaj

Yayınlanma tarihi 10 Ağustos 2018 - 08:13 ÖÖ

5.98...!

#40 Giga

Giga

    Odtülü Aslan

  • SIT
  • 24.903 mesaj

Yayınlanma tarihi 10 Ağustos 2018 - 09:03 ÖÖ

6.40lardan döndü hem de.

 

We have HALK ulan!!!


İngilizler gibi toplu halde futbol oynamak, bir renge ve isme sahip olmak ve Türk olmayan takımları yenmek




0 kişi bu konuyu görüntülüyor

0 üye, 0 ziyaretçi, 0 gizli üye