Tüm Versiyonu Göster : ''Atatürk öldürüldü'' iddiası...
Tatlı dilli’ Yağız’ın hafızasında Ata’yla geçen yıllar, bomba gibi, inanılması güç iddialar var...
http://www.haberturk.com/foto/mansetataturk2.jpg
İŞTE H.O. TERCÜMAN GAZETESİNDE GÜLÇİN GÜNAY İMZASIYLA YAYINLANAN RÖPORTAJ:
Mustafa Kemal Atatürk’ün yakın koruması ve özel şoförüyle, bir apartmanın iki odalı, rutubet kokan küçük dairesinin kapısında tanıştık. Söyleşi yapmaya gittiğimde tedirgin adım ve bakışlarla bizi karşılayan yaşlı adam, Atatürk’ün yakın çevresinde bulunan hayattaki son adam olduğunu vurguluyordu... Seyfettin Yağız, fotomuhabiri arkadaşım Murat Çetin ve beni, kendi deyimiyle küçük sığınağında tütün kolonyası kokulu gri hırkası ve Atatürk’ün son aylarında kullandığını üzerine basa basa yinelediği alacalı bastonuyla karşıladı.
Oldukça yaşlı ama davranışlarıyla enerjik, sevimli, konuştukça konuşan yaşlı bir adam vardı karşımda. Daha soru sormama fırsat vermeden, ses alıcısına ve fotoğraf makinesine aşina olan Seyfettin Yağız, tanıklığını yaptığı bir devri anlatmaya başladı. Duvarları baştan aşağıya Atatürk’ün fotoğraflarıyla dolu odada her yer tarih kokuyordu. Türk Bayrağı’nın önünde oturan Seyfettin Yağız konuştukça bugüne kadar duymadığımız iddialarda bulundu. Ancak Yağız, bir yandan anlatıyor, bir yandan da “107 yaşındayım evlâdım, Ne sırlarım var ama korkuyorum beni ortadan kaldırırlar” diyordu.
Salih Bozok’un yardımıyla tanıştım
Hafızasında yüzyıllık bir tarihi barındırdığını belirten Seyfettin Yağız, Mustafa Kemal Atatürk ile tanışmasını şöyle anlattı:
“1927’de 30 yaşındayken Salih Bozok’un hizmetindeydim. Atatürk bir gün Salih Bozok’un yanına geldi. Ben de Atatürk’ün elinden şapkasını aldım. Atatürk, o sırada yâveri Bozok’a döndü ve Bu oğlan kim diye sordu. Birkaç gün sonra Salih Bozok yanıma geldi. Bana ‘Kocaoğlan, seni Ata’nın yanına alayım mı’ diye sordu. Ben de ‘alın’ dedim. Beni hemen yanına aldı, bir daha da birbirimizden ayrılmadık.”
Aynı yıl, özel şoför olarak Atatürk’ün yanında çalışmaya başlayan Seyfettin Yağız Ata’nın kendisini 1930’lı yılların başında yakın koruma eğitimi almak üzere İtalya, İspanya, Çin ve Japonya’ya gönderdiğini anlattı. Yağız, bu sayede 7 dil öğrenmiş.
Yaşlı adamın anılarının doğruluğunu, Atatürk’ün 6 yıl makam şoförlüğünü yapan ve 1997 yılında vefat eden Ahmet Fahri Uçar’ın torunu Eda Uçar ile damadı Ersin Özkeskin de doğruladı. Eda Uçar Pehlivan lakaplı dedesinin Atatürk ile birlikte herhangi bir fotoğrafının olmadığını belirterek “Seyfettin Dede’yi birkaç kez ziyaret ettim. Dedemden daha fazla bilgiye sahip” diye konuştu.
12 yıl hizmet ettiği Atatürk’ün, sırlarını ardında bırakarak kollarında öldüğünü iddia eden 107 yaşındaki adam, o günü yaşar gibi şöyle anlattı:
Atatürk’ün ölümündeki şüphe
“Atatürk’ün üç doktoru Mim Kemal Öke, Reşat Nuri ve Avni Bey, o gün Ulu Önder’in yanındaydı. Fransa’dan, Almanya’dan, Avusturya’dan da doktor getirdik. Karnı çok şişmişti. İki kez karnından su aldırdık. Bana ‘Ben Ankara’ya gitmek istiyorum, Kocaoğlan’ dedi. Doktorlar, ‘yolda ölür’ diye müdahale etti.”
Cümleleri ardı ardına sıralarken bir yandan da yutkunan Seyfettin Yağız, birden bana döndü ve “Bir şey söyleyeceğim sana. Atatürk öldü mü, öldürüldü mü” diye sordu. “Öldü” yanıtını verince başını yukarı aşağı salladı. Foto muhabiri Murat Çetin ile birbirimize baktık. Seyfettin Yağız, elini bacağına doğru götürerek iğne işareti yaptı. Yaşlı adam üzüntü içerisinde sözlerine şöyle devam etti:
“Aynı gün beni ve Başyaver Salih Bozok’u da vurdular. Ben sağ bacağım ve karın boşluğuma yediğim kurşunla ölü numarası yaptım. Kurşun, Bozok’un beynine isabet etti. Çerkez Ethem’in adamları, bizi Atatürk’ün öldüğü anlaşılmasın diye vurdu. Çerkez Ethem’in Saray’da adamları vardı.”
Bu arada Seyfettin Yağız’ın karın boşluğunda ve sağ bacağında süngü izleri mevcut.
‘O’nun ayakkabısını bile saklıyorum’
SEYFETTİN Yağız, Atatürk’ün ölümünün hemen ardından görevinden ayrıldı. Yağız, kendisinde Atatürk’ün son dönem giydiği takım elbisesi, ceketi, battaniyesi, yatağı, bir çift ayakkabısı, bastonu, bir tutam kınalı saçı ve Ata’nın emaneten verdiği bir elyazısının yadigâr olarak kaldığını öne sürdü. Bir süre yurtdışında yaşayan, birçok ülkeyi gezen Yağız, 324 milyon lira yaşlılık aylığıyla geçimini sağlıyor. Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün 6 ay önce kendisini ziyarete geldiğini, korumasının 300 milyon lira vermek istediğini belirten Yağız, “Bu parayı Atatürk’ün onuru için, ona verdiğim kıymet için kabul etmedim. Hiçkimseye muhtaç değilim” dedi.
http://www.haberturk.com/habermetni.haberturk?@=166190
Bengü Cakmak
10-11-04, 17:43
aa, sasirdim :roll:
Niye medya bu olayin ustune gitmiyor? :roll:
Birincisi bu olay hakkında neden daha önce hiç konuşulmamış.İkincisi eğer doğruysa neden üzerine gidilmiyor.Bana uydurma bir haber gibi geldi gerçi...
SuperCimBom
11-11-04, 23:00
:shock:
amcamin beyni uyusmus yasindan dolayi..
aldirmamak lazim..
tam tersi
inanmak lazım
log off
Bengü Cakmak
12-11-04, 00:29
pardon yahu
l
ogout
emre abi merhaba,
seni hep cok sevmisdimdir cünkü biliyorumki senin icin cok cok iyi. Fahriye yen olaydinda tanidim seni... dedimki emre abi benim gibi .. kalbi iyi insanlara iyiligiye acik...
seni cok seviyoruz emre abi... en cok da ben. Fahriye yeni unutmadin kalbinde biliyorum ama sunuda unutma senin yerin benim kalbimde bambabaska ve hep öyle kalacak. farkli tanimak istemiyorum seni emre abi.
yahu emrecim adam 107 yasinda:)
yaslaninca insanlar gecmisteki olaylari abartirlar,
inanmak istedigi gibi gorurler.. aksi olsaydi; simdiye kadar coktan
resmi mercilerce arastirilirdi
Bengü Cakmak
12-11-04, 00:48
tam tersi
inanmak lazım
log off
emre abi, burda görmek seni cok güzel ... ne güzel seninle ayni ortamdayim senler sonra.. benim icin gurur. buarada buldum ben f. yendeki yardimci bayanin tel. numarasini :)
Bu haberi bende duymuştum bu laflara karşı iddaalarda vardı,ben de inanmıyorum ama şöylede bir haber var ne kadar doğrudur tartışılır
Ata zehirlenerek öldürüldü!
66 yıldır gizli kalan müthiş iddia:‘Atatürk, Kremlin’in talimatıyla Masonlarca zehirlenerek öldürüldü’.. İşte ilginç iddia ve belgeler..
ATATÜRK’Ü MASONLAR ZEHİRLEYEREK ÖLDÜRDÜ
Gazi Mustafa Kemal’i Türkiye Mason Cemiyeti’ni kapattırdığı için Yahudi Masonlar zehirledi. Plan Kremlin’de yapıldı, Türkiye’de uygulandı... 66 YILLIK SIR Yıl 1935... Atatürk, eski Adliye Vekili Mahmut Esat Bozkurt’u çağırarak, Masonluğun kuruluş, örgütlenme ve çalışmalarına ilişkin bilgiler içeren dosyayı verdi. Ardından şunları söyledi: “Bunu güzelce mütalaa et, bir takrirle, Halk Partisi Grup Başkanlığı’na ver. Grupta bunlara şiddetli bir hücum yap ve grupça kapanmasına delalet et, senin de bu işte şeref payın olacaktır.” Anadolu Ajansı, 10 Ekim 1935 tarihinde abonelerine şu önemli haberi geçti: “Türkiye Mason Cemiyeti, memleketimizin sosyal tekamülü ve günden güne artan muazzam terakkilerini nazarı itibara alarak, faaliyetlerine nihayet vermeyi ve bütün mallarını memleketin sosyal ve kültürel kalkınmasına çalışan halkevlerine teberrüü muvafık görülmüştür.” Egenin ve Balkanların tanınmış kıdemli komünist mübeşşiri Varnalı Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas, Yunan komünistlerin yayın organı Laiki Foni (Halkın Sesi) Gazetesi’nin 1 Ağustos 1948 tarihli nüshasında yazdığı anılarda şöyle dedi: “1937 yılının ortalarında, ismini açıklayamayacağım bir doktor, bazı şöhretlere dayanarak Atatürk’e ilk darbeyi sinir organlarını za’fa düşürmek sureti ile indirdi. Etrafında çember meydana getirdiğimiz Sarı Lider, kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti.”
Ankara merkezli olmak üzere İç Anadolu Bölgesi’nde yayın yapan ANAYURT Gazetei, 66 yıldır açığa çıkmayan müthiş iddiaları gün yüzüne serdi:
ATATÜRK’Ü MASONLAR ZEHİRLEDİ
Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün başına gelenlerle kahrolurken; ANAYURT Gazetesi olarak, bu ibretlik gerçekleri yayımlarken üzerimize düşen büyük görevi yerine getirmiş olmanın huzuru içindeyiz.
KATİLLER, İŞBİRLİKÇİLER KİMLERDİ?
Yunanistan’da yayımlanan –Laiki Metopo(halk Cephesi) Gazetesinde yayımlanan dizi yazıda “Dr. Abrevaya ve Fischenger cidden bu işte fedakarane çalıştılar” denilmektedir. Bahsi geçen Abrevaya, Prof.Dr. Samuel Abrevaya Marmaralı’dır. Abrevaya, İzmir doğumlu olup, Paris’te tahsil görmüştür. Atatürk’ün ölümünden sonra Niğde Milletvekilliği yapmıştır. Prof. Dr. N.Fissenger, hükümet tarfaında Paris’ten getirilmiştir. 8 Eylül 1938 tarihinde bir gün önce yaptığı muayeneye göre Prof.Dr. Ömer Neşet İrdelp ile birlikte düzenledikleri rapor uzun yıllar sonra ortaya çıkmıştır. Fissenger ayrı teşhiste bulunmasına rağmen Atatürk’ün ölüm raporunda, diğer doktorlarla aynı görüşteymişcesine yazılmıştır. Muhtemelen Paris’ten getirilen ilaçların temin yeriyle de ilgisi vardı.
‘SARI LİDER’İ ÖLDÜRME KARARI ALINIYOR
Varnalı Bulgar Yahudisi 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas Türkiye Mason Cemiyeti’nin kapandığını Moskova’da bir toplantı sırasında öğrendi. Sinirlerine hakim olamayarak şunları söyledi; “O Sarı Lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır. Mefkuremize imha edici darbe vuranların akıbeti, feci şartlar altında ölümdür!...” Türkiye’nin ikinci Mason lideri Kimyager Mustafa Hakkı Nalçacı, acilen Kremlin’e davet edildi. Nalçacı Moskova’ya korkarak gitti. Başına bir hal gelmesi halinde Kremlin’in Çankaya’ya siyasi baskı yaparak serbest bırakılmasının sağlanmasını istedi. Kremlin, Nalçacı’ya garanti verdi, verdiği teminatlarla onu rahatlattı. Kremlin’den aldığı taahhütlerle korkusu geçen Nalçacı, işi ileri götürerek Atatürk’ün öldürülmesinden sonra Nazım Hikmet başkanlığında bir hükümet kurulmasını istediyse de, Kremlin “gerici Mareşal Çakmak’ın tabancasına hedef olunacağı” itirazı ile Nalçacı’yı frenledi. Varnalı Bulgar Yahudisi Farmason Avram Banaroyas ve Türkiye’deki masonları ikinci lideri Mustafa Hakkı Nalçacı Kremlin yetkilileri ile toplantıdayken, yapılan konuşmaları Yunanlı gazeteci Apostolos Grasoz, ünlü Sovyet despotu Laurenti Beria ile birlikte yan odada ses alma cihazıyla takip ediyorlardı. Bu konuda Avram Benaroyos, “İlk anlarda Kemal Atatürk’ü silahla ortadan kaldırmayı düşündük. Ancak, doktorlarımız Atatürk’ün ölümünün ani oluşunu tehlikeli gördüklerinden, Kremlin’in istediği ‘esrarengiz ve kendine göre esrar arz edecek ölüm’ kararına uyduk. Mason biraderler cemiyetimiz kapatıldıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi O’nun her hareketini alkışladılar. Zamanla O’nun etrafında bir çember vücuda getirdiler ki; Sarı Lider, kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti. 1937 yılı ortalarında, ismini açıklayamayacağım bir doktor bazı şöhretlere dayanarak Atatürk’e ilk darbeyi sinir organlarını za’fa düşürmek suretiyle indirdi. Böylelikle gösterdiği tedavi usulü, Atatür’ün sinir organlarını felce uğrattı. Atatürk’te zaman zaman burun kanamaları, baş dönmeleri, istifralar karşısındaki arkadaşı tanımamazlıklar kendini göstermeye başladı.” şeklinde yazdı. Benaroyos 1 Ağustos 1948 tarihli Yunan Halkın Sesi (-laiki foni) gazetesinde bunları yazarken, Yunanlı Gazeteci Apostolos Grazos da Halk Cephesi (Laiki Metopo) gazetesinde 1-5 Eylül 1949 tarihlerinde yazdığı seri yazıda şu görüşleri dile getirdi; “Filistin Siyon kolonilerini meydana getirmek için Osmanlı İmparatorluğu’nu parçladık.Bundan sonra yapılması elzem olan üç vazife daha vardı. Bunları seri olarak tatbik etmek icap etdiyordu ki; Doktor Abrayava ve Fischenger cidden bu işte fedakarane çalıştılar. Bazı Avrupalı tıp dahileri, siroz mütehassısları, Sari Lider’in hastalığı ile meşgul olmak istediklerini Türk hariciyesine bildirmişlerse de; Türkiye’deki mukaddes üçgenimiz, meydana getirdikleri muhkem mevki ve selahiyetlerini cemiyetimize muhalif olanlara Sarı Lider’in tedavizinde vazife vermemekle bize pek ala ispat ettiler.”
ATATÜRK’ÜN HASTALIĞI…KONAN TEŞHİS VE UYGULANAN TEDAVİ
Atatürk’ün hastalığı, konan teşhis ve uygulanan tedavi Varnalı Yahudi Farmason Acram Benaroyas, Atatürk’e ilk darbeyi 1937 yılı ortalarında indirdiklerini söylerken, bundan birkaç ay sonra Aralık 1937’de Yalova’da Atatürk’ü resmen muayene eden Prof. Dr. Nihat Reşat Belger ilk teşhisi “karaciğer üç parmak kadar büyümüş ve sertleşmiştir” diyerek koydu. Oysa, Benaroyas’ın söylediği aylarda Atatürk kaşıntıdan muzdaripti. Çankaya’da bir akşam doktorun biri kaşıntıların karınca ısırması sonucu olduğunu söyledi. Atatürk, “Ben geceleri kaşınıyorum, karınca yatak odama kadar girer mi?” diye sorunca, aynı doktor “evet” cevabını verdi. Köşkte et yiyen cinsten küçük kırmızı karıncaların varlığı söylentisi yayıldı. Hatta böyle karıncalardan bulunduğu tesbit edildi. Atatürk’ün İstanbul ve Yalova’da olduğu bir sırada Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Süreyya Anderiman Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Dr. Asım Arar’a telefon ederek “Köşkü karıncalar bastı, Atatürk kaşıntıdan şikayetçi, bir çare bulun.” dedi.Doktor ve diğer sıhhı personelden oluşan 8 kişilik karınca arama ekibinin çalışmalarını Dr. Nuri Refet Korur “evet kırmızı renkte küçük karıncalar gördük” diye açıklamıştı. İlgili mütehassıslar da; bu tip karıncaların Çin’den Avrupa’ya geldiğini ve etle beslendiklerini söylemişlerdi. Karınca hikayesini bilen Atatürk, Dr. Velger’in karaciğerle ilgili teşhisini ve kaşıntının sebebinin bu olduğunu duyunca şaşırmış, ama belli etmemişti. Atatürk’ü yavaş yavaş öldürme planı hızla işliyor, Atatürk’ün hastalığının teşhisi ile ilgili farklılıklar Atatürk’ün ölüm raporlarına bile yansıyordu. Atatürk’ün fenni rapora geçen hastalığı “Alkole bağlı siroz” olarak tanımlandı. Oysa aynı rapora imza atan doktorlardan Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp, daha sonra “ bunu kati olarak kestirmek mümkün değil” diyerek “hipertrofik siroz” tanısına yöneliyordu. Yani alkole dayanmayan (sıtma) siroz,. 30 Temmuz 1938 Cumartesi günü Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp, Atatürk’ün kalbinin kuvvetli olduğunu düşünürken, 4 gün sonra kalbi kuvvetlendirici iğne yapılmasına karar veriyordu. Dr. Asım Arar ise, Dünya Gazetesi’ndeki mülakatında Atatürk’ün hastalığı ile ilgili olarak “karaciğer kifayetsizliği”nden şüphelendiğini bu şüphesini “söylenmesi icap eden” kişilere söylediğini, bu kişilerinse, böyle bir ihtimalin mevcut olmadığını söylediklerini bunu üzerine ise kendisinin daha ileri gidemediğini söylüyordu. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak da, Dr. Arar’ın söylediği türden birinin Atatürk’ün çevresinde bulunabileceğine inanmanın kendisi için güç olduğunu söylüyordu. 31 Temmuz 1938 günü Viyana’dan gelen Prof. Dr. Eppinger Atatürk’e çiğyemiş kürü uygulayarak bol bol kavun karpuz yedirmiş, ertesi gün Almanya’dan getirilen Prof. Dr. Bergman’da Atatürk’e rendelenmiş elma yedirtmiştir.Daha sonra da bu iki doktor bir araya gelerek damar tıkanıklığını düşünerek Atatürk’e Salygran şırıngası uygulamaya karar vermişlerdir. Aynı gün yapılan konsültasyonda bu Alman ve Paris’ten getirilen Prof. Dr. Fissinger ise yukarıdaki doktorlardan farklı olarak afyon mürekkepleri ile şibih kalevilerin (alkoloid) verilmesini uygun görüyordu. Zehirlendiğini anlamıştı Atatürk, Afet İnan’a yazdığı mektupta aynen şöyle diyordu; “Afet, vaziyetim şudur; bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış ilerlemiştir.. Hükümet benim reyimi almaya lüzum görmeksizin Fissinger’i getirtti.” Kimler masondu? Atatürk’ü tedavi eden doktorlar arasında Mim Kemal Öke, Prof. Dr. Samuel Abrevaya Marmaralı masonluğu alenen bilinenler arasındadır. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya da masondu. Devrin mason yöneticilerinden (Türkiye Locası) Dr. İsmail Hurşit, Muhittin Osman Omay kapatma kararı tebliğ edilenler arasındadır. Mustafa Kemal’in sağlığı Mustafa Kemal, klasik çocukluk hastalıklarının dışında 20 yaşına kadar ciddi bir hastalığa yakalanmadı.20 yaşında geçici bir süre yakalandığı sıtma hastalığının atlatılması yine aynı yılda bel soğukluğu hastalığı takip etti. O yıllarda yaygın olan bu hastalık O’na ilerideki yıllarda İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde üroloji kliniğini kurdurttu. İdrar yollarındaki bu müzmin hastalığa ilaveten, Anafartalar Savaşı sonlarında, 1916 yılında akciğer iltihabı dolayısıyla ateşi yükselerek yatağa düştü.2 yıl sonra Yıldırım Orduları Komutanı iken böbrek ağrıları başladı. Karlsbad Kaplıcaları’nda tedavi gördü. 1919 yılında Şişli’deki evinde bir süre kulağından rahatsızlık geçiren Mustafa Kemal, aynı yıl 19 Mayıs’ta çıktığı Samsun’da tekrar nükseden Böbrek ağrılarından dolayı 19 gün Havza Kaplıcalarında kaldı. Samsun’da iken tekrar sıtmaya yakalandı. Aynı yılın son günlerinde, 27 Aralık’ta böbrek ağrıları tekrar başladı. 1921 yılı Nisan’ında sol yanağından çıban çıktı, daha sonra attan düşerek 3 kaburgası kırıldı. Bu hali ile cepheye gitti. 1923 yılında ise ufak tefek kalp rahatsızlıkları geçirdi. 1927 yılı Mayıs ayında göğüs ağrıları çekti. Berlin ve Münih üniversiteleri tıp fakültelerinin dahiliye klinik direktörleri Prof. Dr.Friedrivh Kraus ile Prof. Dr. Ernest Von Remberg hükümet tarafından Türkiye’ye getirtilerek Atatürk’e konsultasyon uygulattırıldı. 1936 yılı Kasım ayında üşütme sonucu ateşi yükseldi, ama kısa sürede iyileşti. 1936 yılı sonuna kadar bunların dışında Atatürk’ün başkaca ciddi bir sağlık sorunu olmadı. Tedavi eden doktorlar Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp ve Prof.Dr. Nihad Reşad Belger Atatürk’ü tedavi eden müdavi (sürekli) doktorlardı. Prof.Dr. Akil Muhtar Özden, Prof.Dr. Süreyya Hidayet Sertel, Prof.Dr. Mim Kemal Öke(adı sürekli tedavi edenler arasında da geçmektedir), Prof.Dr. Samuel Abrevaya Marmaralı, Dr. Mehmet Kamil Berk, Prof. Dr. Mustafa Hayrullah Diker ise gerektiğinde sürekli doktorların danıştıkları danışman hekim olarak görev yapmışlardır. Sağlık Bakanı Dr. İ.Refik Saydam idi. Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof.Dr. Asım Arar idi. Bunların dışında, Paris’ten Prof.Dr. N. Fissinger (3 defa), Berlin’den Prof.Dr.Von Bergman, Viyana’dan Prof.Dr. H. Epinger isimli üç yabancı doktor da Atatürk’ün tedavisinde görev almışlardır. Ölüm sebebi alkol değil Atatürk’ün ölümünden sonra düzenlenen birinci raporda ölüm sebebi karın içinde sıvı, asit toplanması olarak gösterilirken, ikinci raporda ise alkolle ilgili karaciğer iltihabı neden olarak gösterilmiştir. Bu çelişkiye rağmen Atatürk’e biopsi de otopsi de yapılmamıştır. Alkole bağlı siroz olabilmesi için en az 15 yıl süre ile günde en az 3 kadeh alkol alınması gerektiği bilinirken, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı yıllarında hiç içki içmediği, daha sonraki yıllarda da aşırı içki içmediği, karşısındakilere içirdiği söylenmektedir. Salyrgan (civalı ilaç)’ın Atatürk’ün tedavisinde “ajan tedavi ilacı” olarak kullanıldığı, aslında Mustafa Kemal Atatürk’ün bu ilaçla ağır ağır zehirlenerek öldürüldüğü ortaya çıkmıştır. Öte yandan Atatürk’ün daha evvel sıtma geçirdiği bilinmesine rağmen karaciğer ve dalağı yıpratan Kinin ve Atebrin gibi ilaçlar bol miktarda kullanılarak ölüm çabuklaştırılmıştır. Sadece 1937 yılında İstanbul Eczanesi’nden Atatürk için 43 kutu kinin ilacının alınmış olması buna iyi bir örnektir.
Serkan1905
12-11-04, 00:59
tobe tobe heryerden atatürkün öldürüldügünün haber geliyor.
ülkemizin o "süper" atatürkcüleri neden olayin üzerine gitmiyor acaba. yoksa ülkede atatürkcü olmak "bazilarinin" isine mi yariyor?
Bengü Cakmak
12-11-04, 01:00
tobe tobe heryerden atatürkün öldürüldügünün haber geliyor.
ülkemizin o "süper" atatürkcüleri neden olayin üzerine gitmiyor acaba. yoksa ülkede atatürkcü olmak "bazilarinin" isine mi yariyor?
anlamadim pek?
M.Yasin Cakmak
12-11-04, 01:04
Mustafa Kemal Atatürk 10 kasım 1938 tarihinde bir gece öncesinden girdiği koma (siroz nedeniyle) nedeniyle vefaat etmiştir.
Bunun dışındaki herşey komplo teorisinden ibarettir.
Bengü Cakmak
12-11-04, 01:08
Mustafa Kemal Atatürk 10 kasım 1938 tarihinde bir gece öncesinden girdiği koma (siroz nedeniyle) nedeniyle vefaat etmiştir.
Bunun dışındaki herşey komplo teorisinden ibarettir.
evet katiliyorum.
Serkan1905
12-11-04, 01:10
tobe tobe heryerden atatürkün öldürüldügünün haber geliyor.
ülkemizin o "süper" atatürkcüleri neden olayin üzerine gitmiyor acaba. yoksa ülkede atatürkcü olmak "bazilarinin" isine mi yariyor?
anlamadim pek?
demek istedigim, atatürkcülügün arkasina siginip, ama atatürkle alakasi olmayan, isi gücü karsisindakileri "sen atatürk düsmanisin" diye karalamak olan, ve pis emellerini bu kimlik arkasinda gerceklestirmeye calisan insanlar var. sözüm onlara yani ;)
maalesef, bu dünyanin sanirsam heryerinde böyle, her konuda istismar var. atatürkcülük olsun, din olsun, demokratcilik olsun. maalesef...
bengü
senin yerin bende apayrıdır. Ama sadece senin.
Fahriye Anne için göderdiğin yara bandıda
yazdığın mektuplarda
hepsi aklımdadır.
Seni tanıdığım zaman
sen daha yeni yeni aramıza giriyordun. VE senin gösterdiğin gelişimi, Türkçe konusunda her zaman takdir ettim.
Ancak
kusuruma bakmayın
Kişisel algılamayın
Ben statta iş yaparım
benim işim sanal alemde web tasarımı yapmaktır.
Bunun dışında sanal alem olarak tek takıldığım yer vardır orasıda to dur
ve oranın uzantısı olan, oranın ruhunu taşıyan aslanlardır.
YEni forumunuz Galatasaray taraftarına nefes verecektir. Şüphemde olmaz.
HAttan ne destek gerekirse veririm.
Ama beni tek bir şey üzdü
oda
yıllarca omuz omuza
yürek yüreğe savaştığım dostlarım, emek verdiğim insanlar ilk kötü anda o ruhu sattılar.
Demekki İKTİDAR dene olay gerçekten riskliymiş. Gerçekten insanlar bu saçma sapan yöneticiler mevzuu için yılları çok kolay satabiliyormuş.
Bunu anladım
Log OFF yazdım
çünkü bizler bu kelimeyle satıldık.
KAvga ederken sırtıma dönüpte acaba geliyorlarmı demeyeceğim insanlar
aslında gemyi ilk terkedenlermiş bengü
beni bu çok yaraladı.
Seçime gerek yoktu
alenen isteselerdi zaten görev verirdik.
Bu bu foruma son yazımdır. Sadece nicikimin alınmasını engellemek için üye oldum
tebrik ettim
Atamızın topicine yazdım
ama senin azdığın yazıya cevap vermemek olmazdı saygımdan dolayı.
Sizlere innadığınız yolda başarılar dilerim
Aslolan Galatasaraydır.
GsMania, Korcank, Efekan, Ata, Yasin, Ömür, onur, değildir.
Ben galatasaraya Tribünde destek veririm, arka bahçede pankart boyayarak destek veririm, Sami Yen' in mezarını ziyaret ederk borcumu öderim. Forumlar benden sonra geleceklere Galatasary aşkının nasıl olması gerekitiğine dair, benim 17 senelik geçmişimden ders almak isteyenlere dair bir aracı kurumdur.
Ama ben asla bu aracılığı bu forumlarda yapamam.
Kusuruma bakmayın
dedim ya son postumdur
Log off sadece kinayedir.
Aslolan Galatasaraydır.
Hoşçakalın
Serkan1905
12-11-04, 01:13
her fikrin veya ideoloji icin gecerli olan bir sey vardir:
atatürkcülügü baz alirsak;
atatürkcü vardir.
atatürkcü gecinen vardir.
atatürkcülükten gecinen vardir.
Ama beni tek bir şey üzdü
oda
yıllarca omuz omuza
yürek yüreğe savaştığım dostlarım, emek verdiğim insanlar ilk kötü anda o ruhu sattılar.
Demekki İKTİDAR dene olay gerçekten riskliymiş. Gerçekten insanlar bu saçma sapan yöneticiler mevzuu için yılları çok kolay satabiliyormuş.
Bunu anladım
Log OFF yazdım
çünkü bizler bu kelimeyle satıldık.
KAvga ederken sırtıma dönüpte acaba geliyorlarmı demeyeceğim insanlar
aslında gemyi ilk terkedenlermiş bengü
beni bu çok yaraladı.
Seçime gerek yoktu
alenen isteselerdi zaten görev verirdik.
Bu bu foruma son yazımdır. Sadece nicikimin alınmasını engellemek için üye oldum
tebrik ettim
Atamızın topicine yazdım
ama senin azdığın yazıya cevap vermemek olmazdı saygımdan dolayı.
Sizlere innadığınız yolda başarılar dilerim
Aslolan Galatasaraydır.
GsMania, Korcank, Efekan, Ata, Yasin, Ömür, onur, değildir.
Ben galatasaraya Tribünde destek veririm, arka bahçede pankart boyayarak destek veririm, Sami Yen' in mezarını ziyaret ederk borcumu öderim. Forumlar benden sonra geleceklere Galatasary aşkının nasıl olması gerekitiğine dair, benim 17 senelik geçmişimden ders almak isteyenlere dair bir aracı kurumdur.
Ama ben asla bu aracılığı bu forumlarda yapamam.
Kusuruma bakmayın
dedim ya son postumdur
Log off sadece kinayedir.
Aslolan Galatasaraydır.
Hoşçakalın
emrecim sevgili kardeşim
öncelikle log off yazanlardan biri olarak biz logoff diyerek kimseyi satmadık aksine alenen satıldığımız için logoff dedik.
biz o olay seçimi yönetmeye çalışan insanlardık. ha hatamı? yapmışızdır. oyları güvendiği adamlara söyleyen olmuş mu olmuş diyorsan doğrudur. ama hakem.to ya gelen mesajları engelleyen, değişik nicklerle defalarca oy atan, hakem.to nun şifresini kırdık an be an oylar elimizde diye gezen, insanlar kalkıp vay efendim oyları söylemişler diyemezler.
kendi adıma söyliyeyim tek bir kişiye kim kime oy vermiş kim kaç oy almış gibi gerçek hiç bir bilgi vermedim. ama istisnasız soranlara da şu önde şu geride dedim. ama ben bu olayın bu kadar ciddiye alınacağını iktidarın kompleks meselesi ölüm kalım sorunu haline getirileceğini gerçekten tahmin etmiyordum. bir dost meclisine görevli birileri seçilecek diye bakıyordum olaya. birilerinin kazanamayacaklarını öğrendiklerinde ortaya tehditler savuracaklarını sinirden sağa sola saldıracaklarını aklımın köşesinden bile geçirmemiştim.
aslanlarda bir yazıda benim falancaya mustafa abinin geride olduğunu kazanamayacağını söylediğim o falancanın da mustafa abiye ulaşıp bunları söylediğini yazmışlardı. 3 reply altta mustafa abi kendisi böyle bir şeyin olmadığını yazdı. biraz iyiniyet taşınsa kusura bakma yanlış anlaşılmış adın yanlış kullanılmış denirdi.
ama nerde. bu olaya gelene kadar. bizim hakem.to olarak yönetime el koyduğumuz söylendi sen de bu yazında iktidar hırsı demişsin. ya emrecim allahaşkına benim hande ablanın ya da canın istemesi halinde bu forumda yöneticilik yapamayacağına sen ihtimal veriyormusun. defalarca bu konuda teklif geldi biz bizden uzak allaha yakın dedik. sonra birden bir gece bize vahy geldi yönetime el koyduk. sen buna inandın mı canım kardeşim.
yönetimin görevi bıraktığı gece 7 yöneticinin 6 sı hande ablayla beni özellikle hande ablayı bu konuda ikna etmek için uğraştı. dahil olmayan 7. yöneticinin de kendileriyle aynı fikirde olduğunu ortak hareket ettiklerini beraber gideceklerini söylediler. ben bu insanların sözlerine sonuna kadar güvendiğim için (ve hala güvenmeye devam ediyorum) vay efendim 7. yönetici hakkında yalan söylüyorlardır dur yarın onu bulalım diye düşünmedim. neticede o insanlar o gece bu görevi bırakmaya kararlıydılar ve forumun da yeni bir seçime kadar sahipsiz kalmaması için siz devralın bu işi hemen seçime götürün dediler. biz de hepsinden bu süreçte her konuda bize yardımcı olacaklarına dair söz alarak kabul ettik.
ondan sonraki aşamada hiç bir hakemin kimseye ban vermediği ne forumun ne serverın şifreleriyle oynamadığı hiç bir mesajı silmediği konusunda ben sana şerefim üzerine yemin ederim. mazlum gösterilmek için adımız orada da kullanıldı. biz tu kaka bazıları haklı oldu. inanıp inanmamak senin bileceğin şey. tek icraatımız oldu o da gianla trevinin yazamama cezalarını kaldırdık. o da korcanın desteğiyle oldu.
şimdi emrem domainler elinde diye bu forumun sahibi odur ondan icazet alalım diye düşünmemek hataysa hata de. biz 7 kişilik yönetimin 6 sının ricasıyla çok kısa bir süreçte bu işi sağsalim devredelim dedik. biz bu forum hepimizin bu forumun bir sahibi yok dedik. bizim seçtiğimiz insanların ricasıyla yeni seçime kadar idare edelim dedik. ne olduk sonunda forumu ele geçirmek için türlü yolsuzluk yapan şerefsizler. orda bana ahlak dersi vermeye kalkan adamlar türedi yazılanlardan sonra.
şimdi sevgili kardeşim satan kim satılan kim lütfen tekrar değerlendir.
sen arkana bakmamaya devam et emre eğer orda biri olması gerekiyorsa en azından ben kendi adıma söyliyeyim orda olacağım.
[marq=down:98916b3857]Aynı gün beni ve Başyaver Salih Bozok’u da vurdular. Ben sağ bacağım ve karın boşluğuma yediğim kurşunla ölü numarası yaptım. Kurşun, Bozok’un beynine isabet etti. Çerkez Ethem’in adamları, bizi Atatürk’ün öldüğü anlaşılmasın diye vurdu. Çerkez Ethem’in Saray’da adamları vardı.”
Bu arada Seyfettin Yağız’ın karın boşluğunda ve sağ bacağında süngü izleri mevcut.
[/marq:98916b3857]
Hic akil mantik aliyor mu ATATURK, olecek ayni gun BASYAVERI ve korumasi vurulacak ve bu olayi 100 kusur yil kimse bilmeyecek ehh ulam be bu kadar da atilmaz ki!!!
vBulletin® v3.8.2, Copyright ©2000-2012, galatasaray.to