Tüm Versiyonu Göster : 17 Aralık Brüksel Zirvesi-Teşekkür
M.Yasin Cakmak
19-12-04, 08:44
Kimine göre AB'ye girmek iyi kimine göre kötü. Bu topiği bunun tartışmasını yapalım diye açmıyorum. Fakat şunu hatırlatmak istiyorum ki biz AB'nin kapısında tam 41 yıldır bekleyen bir milletiz.
Uzun müzakereler sonunda 3 Ekim tarihini almayı başardık. Kim ne derse desin ülkemiz için çok büyük bir dönüm noktası oldu.
Bu başarıda büyük emeği olan, ülkemizin menfaatleri için canlarını dişlerine takan başta başbakanımız sn. Recep Tayyip Erdoğan ve dış işleri bakanımız sn. Abdullah Gül'e kendi çapımda teşekkür etmek istedim.
Teşekkürler başbakanım, teşekkürler dış işleri bakanım. Emeğinize sağlık.
Diğer emeği geçen bürokratlarımıza da sonsuz teşekkürler.
Umarım ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olan olmuştur.
ps: Rumları deli eden Jack Straw ve Tony Blair'a da ayrıca teşekkürler :)
Serkan1905
19-12-04, 13:29
artik geri dönüsü olmayan bir yola girdik sayilir.
her ne kadar ABden yana olsakta veya olmasakta, AKP hükümetini sevsekte veya sevmesekte, Vatan icin hayirlisi neyse o olsun diyelim.
bakalim, 2006'da almanyada iktidar degistikten sonra neler olacak, ki gelecek iktidar (CDU hükümeti büyük olasilikla) kesinlikle Türkiyenin ABye girmesine karsi...
Sonunda istediğimiz,beklediğimiz müzakere tarihini aldık.
Burdan bende Başbakanımıza,Dışişleri Bakanımıza teşekkürlerimi sunuyorum..
Ekim ayında Kıbrıs'ı fiilen tanıdıgımızda da tesekkur ederiz..
Sorunu sadece 10 ay ileri atmıs olduk bence..Sonucta Genisleme Anlasmasına imza atmak icin sozlu guvence verdik ve Ekim ayında imzalamamız istenecek..Tek basarımız Aralık 2004'te imzalamamak oldu, Basbakan'in deyimiyle kim öle kim kala sürecine bırakmıs olduk..10 ayda Kıbrıs'ta cozum olabilir mi peki? Sozkonusu bile degil..Rumlar ellerine gecen bu kozdan ötürü asla cozume yanasmazlar..Ekim 2005 büyük krizlere gebe..Bu sefer kalkar giderim haaa, demekle cozulecegini de sanmıyorum..
Ayrıca bir tesekkur edilmesi gerekiyorsa, oyle veya boyle 41 yıllık surecte katkısı olan herkese tesekkur etmek gerekir..Sadece son 2 senede meyvesini yiyenlere degil..Bu meclis ve hükümet önemli katkılar saglamıstır, ancak 1997 Lüksemburg zirvesinden sonra AB ile ilişkileri askuya alma cesaretini gosterip, 1999 Helsinki zirvesinde AB'nin bizi aday olarak tanımasını saglayanları, siyaseten bütün riskleri alıp, ekonomik anlamda büyün acı receteleri uygulayanları ve de Türkiye'nin çok hassas oldugu bir konu olan idamı dahi kaldırabilecek düzenlemeleri meclisten gecirenleri de unutmamak lazım..Unutmamalı ki idam konusunda su anda hükümette bulunan AKP o zaman 50 milletvekili ile evet kaldırılsın oyu vermemisti..
Ne bugunku hükümetin basını ne de saydıgım islere imza atan hükümetlerin bireylerini sevmiyorum..Ama adil olmak gerekiyorsa bunları da soylemek gerek kanımca..
USAtaraftar
19-12-04, 17:52
Fakat şunu hatırlatmak istiyorum ki biz AB'nin kapısında tam 41 yıldır bekleyen bir milletiz.
Uzun müzakereler sonunda 3 Ekim tarihini almayı başardık. Kim ne derse desin ülkemiz için çok büyük bir dönüm noktası oldu.
Bu başarıda büyük emeği olan, ülkemizin menfaatleri için canlarını dişlerine takan başta başbakanımız sn. Recep Tayyip Erdoğan ve dış işleri bakanımız sn. Abdullah Gül'e kendi çapımda teşekkür etmek istedim.
Teşekkürler başbakanım, teşekkürler dış işleri bakanım. Emeğinize sağlık.
Diğer emeği geçen bürokratlarımıza da sonsuz teşekkürler.
Umarım ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olan olmuştur.
ps: Rumları deli eden Jack Straw ve Tony Blair'a da ayrıca teşekkürler :)
Yasin'cim ulkenin menfaatine olup olmayacagini bilmeden ne icin tesekkur ettin anlayamadim.
Ingiliz'lerin bedavaya is yaptigi gorulmemistir. Tez zamanda bizden birsey isteyecekleri konusunda(yada almislardir bile) hiiic suphem yok. Ayrica yaptiklari tutumla hicbir kazanim elde etmedik. gian'in dedigi gibi bir yil ertelemis olduk.
M.Yasin Cakmak
19-12-04, 17:59
Beyler politik tartışmaya girmemeye çalışacağım burda '' imam böle yaparsa cemaat napar olayı'' sadece bir ülkenin 41 senedir uğraşıp da yapamadığı birseyi 2 yıllık dönemde hızla yapmaları nedeniyledir teşekkürüm. Eski zihniyetle devam edilseydi bir 41 sene daha beklerdik. Önceki siyasetçilerin de emekleri tabi ki göz ardı edilmemeli Cihan ama herkese teşekkür edikemez bu süreçte (daha derine inemiyorum siyaset olacak)
Kıbrıs mevzusuna gelince...bir klübe üye oluyosan o klübün üyelerine sırtını dönemezsin. Ne kadar geç o kadar iyi o yüzden.
Hocam ölümü gösterip sıtmaya razı ettiler resmen, hala basarıdan söz ediliyor..Ayrıca sanki sıfır noktasındaymısız da, 2 senede sıfırdan bu noktaya geldik bu hükümet sayesinde gibi ifade etmissin, ki alakası yok..Neyse..
Ayrıca Kıbrıs o kadar önemsiz bir konu degildir..Ömrüm boyunca tarihimize yonelik olarak okuduklarım her zaman savaşla elde ettiklerimizi masada kaybettigimizi gösterdi bana..Ve ne acıdır ki, bu sefer de Kıbrıs'ı, 40 senedir sürdürülen mücadeleyi bir kenara atıyor ve evet, siz Rumlar haklısınız, sizi tanıyoruz deme noktasına geliyoruz ve masada bir kez daha kaybediyoruz..Ki neyin ugruna? Hala "ucu acık" ve "2.sınıf" olarak degerlendirilebilecek bir üyelik ugruna..Bir seyi tam olarak elde edip, sonra versek icim acımaaycak..Ama yine biz verecegiz, yine biz verecegiz ve sonunda yine elimize bir sey vermeyecekler..
2006'da Almanya'da Hristiyan Demokratlar iktidara gelecek büyük ihtimalle..Merkel resmen vaadden öte bir sekilde Türkiye'nin AB'ye girmemesi icin ellerinden geleni yapacaklarını soyledi, kendini baglayarak..Keza Fransa'da güclü muhalefet lideri Sarkozy de oyle..Bu isimlerle müzakere sürecinin kolay gecebilecegini ve ya bitebilecegini düsünebiliyor musunuz?
Salt tarih alabilmek adına Kıbrıs'ı tanımak benim cok agrıma gidiyor..
Neyse..
Sedat Ergin'in yazısı var bugun; karsımıza neler cıkabilecegi acısından okumak lazım..
"
Sedat ERGİN
AB kararında düşündürücü unsurlar
seergin@hurriyet.com.tr
BRÜKSEL’deki AB zirvesinde müzakerelerin başlaması için kesin bir tarih verilmiş olması, Türkiye’nin tam üyelik perspektifinin önünü açması bakımından tarihi önemdedir.
Bu sevindirici gelişme, yine de, zirvede kabul edilen kararların Türkiye açısından yarattığı bazı düşündürücü sonuçları görmemizi engellemiyor. Bu dikenli konuları şöyle analiz edebiliriz:
UCU AÇIKLIKTA İLERLEME YOK
AB Komisyonu’nun müzakerelerin başlamasına yeşil ışık yaktığı 6 Ekim tarihli tavsiye belgesinin en tedirgin edici bölümü ‘müzakerelerin -tabiatı gereği- ucunun açık olacağı’ ve ‘sonucunun önceden garanti edilemeyeceğinin’ vurgulanmasıydı. Belge, gelecekte tam üyelik olmasa bile ‘Türkiye’nin Avrupa yapılarına en sıkı bağlarla bağlı tutulmasının (demirlemesinin) sağlanması’ gereğinin de altını çiziyordu.
Bu ifadeler, Ankara’da büyük rahatsızlık yarattı. Çünkü, daha önceki tam üye adayları ile müzakerelere başlanırken sürecin ‘ucunun açık olacağı’ belirtilmemişti. AB, 1999’daki Helsinki zirvesinde yaptığı ‘diğer tam üye adayı ülkelere uygulanan objektif ölçütler aynen Türkiye’ye de uygulanacaktır’ taahhüdünden sapıyordu.
Ayrıca, müzakere sürecinin sonu, daha yolun başında bulanık bir hale getiriliyor, ‘tam üyelik dışında kalarak AB’ye demir atma’ kavramı ile üstü kapalı bir şekilde ‘özel statü’nün de ihtimal dışı olmadığı zımnen kayda geçiriliyordu.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, geçen ekim ayında AB dönem başkanı Hollanda’ya gönderdiği bir mektupta, ayrıca yaptığı ikili görüşmelerde AB’nin diğer adaylara uyguladığı objektif ölçütlerden uzaklaştığını belirterek, Brüksel zirvesinde bu durumun düzeltilmesini istemişti. (Bu konuda hükümet üyelerinin muhtelif açıklamaları da hatırlatılabilir.)
Önceki gün açıklanan karar metni incelendiğinde, Türkiye’nin bu itirazlarının dikkate alınmadığını söylemek mümkündür. Bir yerde ‘müzakerelerin ortak hedefi tam üyeliktir’ eklemesinin yapılmasına karşılık, 6 Ekim tarihli tavsiye kararında yer alan ayrımcı ifadelerin neredeyse aynen, hatta biraz daha detaylandırılarak korunduğu görülüyor.
KALICI SINIRLAMALAR KORUNUYOR
Benzer bir durum, serbest dolaşım konusunda da karşımıza çıkıyor. 6 Ekim tarihli tavsiyede, ‘AB emek pazarını korumak amacıyla uzun süreli geçiş dönemleri ve kalıcı nitelikte koruyucu önlemler getirilebilir’ denilmiş, Türkiye ise geçen iki ay içinde bu yaklaşıma karşı çıkmıştı. Önceki günkü kararda söz konusu ifadenin daha da ağırlaştırılmış bir şekilde yeniden boy göstermiş olması, bu itirazın da karşılıksız kaldığını gösteriyor.
Üstelik, bu kez ‘derogasyonlar’ ve ‘özel düzenlemeler’ ifadeleri de eklenmiş, bir adım daha ileri gidilerek üye ülkelerin serbest dolaşımda ‘maksimum rol oynama’ yetkisine kapı açılmıştır. Her ülkenin kendisi için ayrı bir düzenleme isteyebilecek olması, Türkiye’nin Schengen sistemine dahil olabilmesinde ciddi güçlükler yaşanacağına daha şimdiden işaret ediyor.
Serbest dolaşıma, son 10 yeni üyeye yapıldığı gibi, geçici sınırlamalar getirilmesi olağan bir uygulamadır. Ancak kalıcı sınırlama kesinlik kazanırsa, Türkiye açısından ikinci sınıf bir tam üyelik statüsü yaratacaktır.
MÜZAKERELER NİSAN 2006’YA SARKTI
Türkiye’nin ulusal mevzuatının AB müktesebatı ışığında ‘taranması’ süreci Hükümetlerarası Konferans’ın 3 Ekim tarihinde toplanmasından sonra başlayacaktır. Tarama sürecinin 6 ay kadar bir süreye yayılması bekleniyor. Oysa Ankara’nın beklentisi, taramanın hemen 2005’in başında başlatılarak konferanstan önce tamamlanması, bir başka deyişle müzakereler resmen açıldıktan sonra tarama süreciyle zaman kaybedilmemesiydi.
Tarama ile ilgili beklenti de karşılıksız kalmış bulunuyor. Bu demektir ki, müzakereler resmen 3 Ekim’de açılacak ve müzakere başlıklarına geçilebilmesi için önce taramanın tamamlanması beklenecektir. Bu durumda, başlıklara geçilebilmesi en iyimser ihtimalle 2006 Nisan ayını bulacaktır. AB, bu yaklaşımla başlıklar üzerindeki asıl müzakereleri en az altı ay geriye atmıştır.
RUMLAR MÜZAKEREYİ BLOKE EDEBİLİR
Bu tahminler, müzakerelerin ancak 3 Ekim’de planlandığı gibi açılması halinde geçerlidir. Müzakerelerin açılması ise bu tarihe kadar Kıbrıs pürüzünün aşılabilmesine bağlıdır. Türkiye, bu süre içinde 1963 tarihli Ankara Antlaşması’nı 10 yeni AB üyesine teşmil edeceği ek protokolü AB Komisyonu ile müzakere edecek ve 3 Ekim’den önce dönem başkanlığı ile imzalayacaktır. Bu imza, dolaylı bir şekilde Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (KRY) tanınmasını getirecektir. Türkiye, bu imzayı atarken işlemin KRY’yi resmen tanıdığı anlamına gelmediğini belirteceği bir çekince koyacaktır.
Bu noktada muhtemelen şu sorun yaşanacaktır: AB’deki çoğunluk, Türk tezine sıcak baksa bile, 3 Ekim tarihinde Hükümetlerarası Konferans’ta diğer 24 AB üyesi ile birlikte masada Türkiye’nin karşısında oturacak olan KRY, bu planı altüst edebilir. KRY, veto yetkisine dayanarak müzakereleri başlatabilmek için Türkiye tarafından resmen tanınmasını şart koşabilir. Hatta, buna kesin bir ihtimal olarak bakabiliriz.
ASIL HESAPLAŞMA EKİM AYINDA
Baş ağrıtmaya aday bir konu daha var: Türkiye protokolü imzalarken, Ankara Antlaşması’nın ulaştırma alanındaki düzenlemelerini de KRY’ye teşmil etmek durumunda. Bunlar arasında Türk limanlarının Rum bandıralı gemilere, havaalanları ve hava sahasının da yine Rum uçaklarına açılması gibi adımlar yer alıyor.
Görüleceği gibi, Türkiye 3 Ekim tarihinde müzakereleri başlatabilmek için Kıbrıs sorunuyla ilgili pürüzleri bir şekilde aşmak zorunda.
Bu durumun ışığında Brüksel’de ‘sorunun dondurulması’ suretiyle Türkiye’nin 9 aylık bir zaman kazandığını ve asıl büyük hesaplaşmanın önümüzdeki sonbaharda yaşanacağını söyleyebiliriz."
M.Yasin Cakmak
19-12-04, 18:18
Farklı görüşler her zaman olacak abi. Sana göre kayıp olan bana göre kazanç. Zaten yukarıda da dedğim gibi ben 'kendimin' bir teşekkür borcu olduğunu düşündüm ve teşekkür ettim.
Umarım farklı platformda uzun uzun tartışırız tüm bunları.
Hayırlısı olsun.
Elbette, umarım Türkiye kazanır..
Bu arada adamlar simdiden acık acık soylemeye de basladılar :
Bot: Türkiye AB’ye giremeyecek
Avrupa Birliği dönem başkanı Hollanda’nın Dışişleri Bakanı Bernard Bot, Fransa ve Avusturya’da yapılacak referendumlar sonucu Türkiye’nin büyük olasılıkla AB’ye giremeyeceğini söyledi.
NTV
19 Aralık 2004— Bot, müzakerelerin başlayacağı Ekim 2005’e kadar Türkiye’nin Rum kesimi tanımak için adımlar atması gerektiğini de belirtti.
Papadopulos: Veto çözüme zarar verirdi
Brüksel zirvesinden çıkan tablo
Avrupalı liderlerden karara tepkiler
Avrupa Birliği dönem başkanı Hollanda’nın Dışişleri Bakanı Bernard Bot, Hollanda televizyonuna verdiği demeçte, Türkiye’nin AB üyeliğini ve Brüksel zirvesini değerlendirdi. Bernard Bot, Türkiye’nin Fransa ve Avusturya’da yapılacak referendumlar sonucunda, büyük ihtimalle AB’ giremeyeceğini söyledi.
Bot, “Ben bunu tatsız bir düşünce olarak görüyorum. Bir yerde maç sırasında kurallar değişmiş oldu” dedi.
Hollanda Dışişleri Bakanı, müzakerelerin başlayacağı Ekim 2005’e kadar Türkiye’nin Rum kesimi tanımak için adımlar atması gerektiğini de belirtti.
Kıbrıs mevzusuna gelince...bir klübe üye oluyosan o klübün üyelerine sırtını dönemezsin. Ne kadar geç o kadar iyi o yüzden.
Yasin ciddi olamazsın herhalde.. W.Chirchill'in deyimiyle yeryuzunun en buyuk dogal ucak gemisini ve stratejik önemi azımsanmayacak kadar degerli olan bu bolgeden elimizi etegimizi cekmemiz karsiliginda AB'ye gireceksek ben acikcasi boyle bir sarti asla kabul edemem.. 41 yildir AB icin mucadele ediyoruz, peki Kıbrıs icin kac yıldır mücadele ediyoruz? Kıbrıs'ı tanıdıgımızda isgalci durumuna düsecegiz orada.. Birde haklı davamızda geri adım atacagız.
Birde Ermeni soykırımını taniyalim o zaman cok daha erken gireriz AB'ye!
Ayrıca 2 gündür medyada bir zafer havası estiriliyor. Peki Avusturya ve Fransa'da yapılacak referandumlardan bizim lehimize sonuc cıkacagına ihtimal veren var mı? Özellikle Avusturya'da.
2 gün önce daha müzakere tarihi verilmemisken Berlusconi'nin bir acıklaması vardı. Dedi ki "Erdogan Kıbrıs'ı tanımaya dünden razı ama Türk kamuoyunu 1 yıl icinde buna nasıl hazırlayacagını düşünüyor kara kara."..
Birde İsvec baskanının bir acıklaması var bugün.
--------------------------------------------------
Persson’dan ‘şartlı üyelik’ eleştirisi
19 Aralık, 2004 09:48:00 (TSİ)
İsveç Başbakanı Goran Persson, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın müzakerelerde aceleci davranarak, şartlı üyeliği kabul ettiğini savundu.
İsveç Başbakanı Persson, Türk heyetinin kabul edilmeyecek konuları onayladığını iddia etti.
İsveç Başbakanı Persson, "biz olsaydık bu şartlı üyelik konusunu kabul etmezdik. Ama Türkiye kabul etmeye yönelince biz öne çıkıp engel olmak istemedik" dedi.
“Türkiye yeterince direnmedi”
İsveç basınına açıklama yapan Persson, "Avrupa Birliği tarihi bir karar aldı. Ama bizim gönlümüz de Türkiye'ye herhangi bir şart koymadan bir üyeliğin müzakere edilmesiydi. Fakat Türkiye fazla direnmedi" dedi.
Sarkozy, ‘imtiyazlı ortaklık’tan yana
Fransa'da iktidardaki Halk Hareketi Birliği UMP Başkanı Nicolas Sarkozy, Türkiye'ye tam üyelik yerine 'imtiyazlı ortaklık' verilmesinden yana olduğunu belirtti.
Sarkozy, France-2 televizyonuna verdiği demeçte, "kimse Türkiye'yi dışlamak istemiyor. Türkiye büyük bir medeniyet. Türkiye'ye tam üyelik yerine imtiyazlı ortaklık verilmesinden yanayım, çünkü zaten AB'ye üye 25 ülke var" dedi
http://cnnturk.com/DUNYA/haber_detay.asp?PID=319&HID=1&haberID=59312
Tüm yabancı basın, Türkiye'ye inanılmaz agır sartlar sunuldu diyor, bizse bayram yapıyoruz..
Serkan1905
19-12-04, 19:01
Tüm yabancı basın, Türkiye'ye inanılmaz agır sartlar sunuldu diyor, bizse bayram yapıyoruz..
;) aynen öyle. bizim basinla onlarin basininin arasinda daglar kadar fark var.
zamaninda ben ispartada okuldayken, Gümrük birligine girmemizden dolayi 1 dakika saygi durusunda bulundugumuzu hatirliyorum. Sonuc: Sömürge...
Insaallah bu AB olayi ona benzemez.
ama su bir gecek, Türkiye ABye girdigi takdirde; avrupanin iscisi, bir nevi Montaj Ülkesi haline gelecek.
Bunlar bizi ABye alacaklar, ama öyle sartlara imzalar attiracaklar ki, bunun acisini belki 4-5 nesil sonra anliyacagiz (anliyacaklar)...
USAtaraftar
19-12-04, 19:03
Lutfen bu topici kitleyelim cunku hala sinirimi yatistiramadim. Dun BBC'yi izliyorum yorumcu arkadas dalga geciyor Turkler anlamsiz bir sekilde cok mutlu diye. Soyledikleri yalan da diyemeyecegim zira butun basinimiz goz boyama mansetleri atiyor, butun yazarlar Sultan Erdogan gibisinden yalakaligin kitabini yaziyorlar.
Dunun seriatcisi basimiza hizli demokrat kesildi ya otesi yok artik. Sakin yanlis anlamayin alternatifler icerisinde de 1 tane duzgun siyasetci yok.
Hani bir takim rakibiyle oynarken sahada besbelli dalga gecerken tribunlerden soyle bir tezahurat yukselir: "Cimbombom Fenerle başşak geciyor." diye..
Bu da AB ile Turkiye'ye uyarlanisi:
AB Turkiye'yle başşak geciyor..
Medyanın büyük bir çoğunluğu satın alan ve ortak iş yapan Erdoğan birçoğunu kandırmış sanırım. Neye sevineceğiz anlamadım :
1. Görüşmelerin ucu açık yani adamlar sizi almıyoruz diyebilir.
2. Benzer şekilde müzakere tarihi verilen Hırvatlar Mayıs'ta tarih aldılar.Ama onlarda bayram ilan eden falan olmadı.
3. Kıbrıs'ı öyle ya da böyle tanımamız istenecek.
4. Bu süreç içerisinde daha birçok istekte bulunacak biz de tıpış tıpış kabul edeceğiz, kabul etmezsek hadi güle güle denecek.
5. Fransa ve Avusturya gibi ülkeler kesinkes bizi istemeyecekler..
Sevinecek bir durum bence yok..
UmBeRtO GS
19-12-04, 23:22
Atatürk'e şükredin
Ne garip! Türkiye AB'den müzakere takvimi aldığı gün, herkesin Mustafa Kemal'e tekrar tekrar şükran duygularını açıklayacağını sanırdım.
Çünkü eğer bugün iyi kötü Avrupa kapılarına geldiysek, bunu Atatürk'e ve onun devrimlerine borçluyuz.
Avrupa'da Türkiye'nin laik devlet yapısı konuşuluyor ve İslam dünyası içindeki farklı özellikleri dile getiriliyorsa bunu yaratan kişi Mustafa Kemal Paşa değil mi?
Ama bakıyorum Türkiye'de rüzgâr öyle esmiyor.
Varsa yoksa mevcut hükümet.
Onlar Türkiye'yi Avrupalı yapmış.
Onlar Türkiye'yi çağdaş kılmış.
Hükümet de pek ağzına almıyor Atatürk adını.
Oysa yurda döndükten sonra yaptıkları konuşmalara bir teşekkürle başlamalılar ve Atatürk'ü aramalılardı.
Anlaşılan pek işlerine gelmiyor.
Nereden nereye: Bu ülkeden Atatürk'ün adını silmek isteyen ve ömürlerini onun eserini yok etmek uğruna harcayanlar, bugün yine O'nun sayesinde kutlamalar yapıyorlar.
Oysa, eğer mensup oldukları hareketler başarılı olsaydı Türkiye bugün Avrupa ile değil, Suud Hanedanı ile muhatap olacaktı. Ama bütün bunlar unutuluyor.
Eyyamcılık ve dalkavukluğun olağanüstü örneklerini sergileyen kesimler, kendilerine yeni padişahlar yaratıyorlar.
Halkı sersemletip eğriyi doğruya karıştırıyorlar.
Şu sıralarda bu güçlü rüzgârın önüne geçmek çok zor. Çünkü bir kez fitil ateşlendi.
Ama unutmayın ki bu fitil, üç ay daha devam eder.
Sonra tarım kesiminden tasfiye edilecek milyonların, iş bulamayanların, geçinemeyenlerin, çocuğuna ilaç alamayan kitlelerin feryadı başlar.
AB'den para gelmeyeceğini anlayan halkı manşetlerle, "Bir başkadır benim memleketim" şarkısıyla, davullarla, zurnalarla avutmak pek mümkün olmayabilir.
Ve gerçekte ne olup bittiği ancak o zaman serinkanlılıkla tartışılabilir.
"Zina" saçmalığı gibi, 6 Ekim raporunu "olumlu ve dengeli" kabul ederek pozisyon kaybetmiş olmak gibi konular o dönemde gündeme gelebilir.
Sürekli serbest dolaşım kısıtlamasının başına "may be" ilave ettirmenin ne anlama geldiği ancak o zaman anlaşılabilir.
Şimdi davul zurna zamanı.
Bu gürültüde sağduyulu sesler duyulmaz. AB üyeliği için çaba harcamış ve bu üyeliğini yürekten isteyen insanların, Brüksel'de gerçekten ne olup bittiğini tartışmalarına bile iyi gözle bakılmaz.
***
Halkımız meydanlarda bayram yapıyor. Londra'da, Madrid'de, Atina'da, Bükreş'te, Zagrep'te, Stockholm'de; kısacası hiçbir Avrupa başkentinde yapılmamış bir bayram şenliği bu.
Sadece bu bile, Avrupa ile aramızdaki farkı vurgulayan bir Şarklılık değil mi?
Zülfü Livaneli
-------------------------------------------------------------------------------------
Görmemişin oğlu olmuş!..
SEVGİLİ okuyucularım, ilan edilen ‘bayram’ havasına ve atılan ‘zafer’ naralarına bakınız! Bilmeyen zanneder ki Türkiye muhteşem bir zafer kazandı, dünyayı karşısında esas duruşa geçirdi...
Ve ‘AB zaferimiz!’ kutlanırken aynı gün çoğu gazetenin kıyısına köşesine sıkışıp yer bulamayan habere bir bakınız:
‘Bağdat Büyükelçiliğimize koruma gönderilen özel harekátçı polislerimize Musul’da saldırı. Beş polisimiz şehit.’
Yanıbaşımızda öldürülen 65 kamyon şoföründen sonra beş polisimiz... Ve biz kendimizi AB tantanasına öylesine kaptırmışız ki, kimsenin umurunda bile değil.
Şehitlerimize Allah rahmet eylesin. Ama önemli olan onlar değil, AB!
* * *
Şimdi burada soracağım sorulara da yanıt verecek bir tek babayiğit çıkmayacağını göreceksiniz.
- Hangi ülke AB’den görüşme tarihi alınca orada görgüsüzce bayram ilan edildi? Hangisinde böyle tantana yapıldı? Hangisinde birileri ‘kahraman!’ ilan edildi?
17 Aralık konusunda hükümetin ‘asla geri adım atmayacağı kırmızı çizgileri’ vardı! Abdullah Gül bunları Milliyet’te 15 Aralık günü Fikret Bila’ya şöyle sıralamıştı:
1- Kararda tam üyelik hedefini saptıracak hiçbir unsur olmamalı. 2- Çözüm olmadan Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımayız. 3- Müzakereye başlama kararı ikinci bir zirve kararını gerektirmeyecek kadar kesin ve net olmalı. 4- Hiçbir alanda kalıcı kısıtlama olmamalı.
Ne yazık ki bunlardan üçü istedikleri gibi çıkmadı. 1- Kararın ucu açık. Yani üyelik garanti değil. 2- Rum tarafını dolaylı yolla tanıdık. 3- Bu tamam. İkinci zirveye gerek kalmadan müzakere başlayacak. 4- Türk vatandaşlarının serbest dolaşımı gibi, hemen her alanda kısıtlamalar getirildi, ya da getirilmesi öngörüldü.
Bildiride aynen ‘Müzakere sürecinin ucu açıktır ve sonucu önceden garanti edilemez’ hükmü yer alıyor.
Hani, nerede kaldı sizin kırmızı çizgileriniz? Çiğnendi mi, çiğnenmedi mi?
17 Aralık akşamı basın toplantısında ‘mesafe aldık ama henüz kazanmadık’ diyen kişi Recep Tayyip Erdoğan değil miydi?
Adamlar Türkiye’nin üyeliği için ‘garanti değil, ucu açık’ hükmünün bildiride yer almasını sağladılar. Aşağılamanın bundan daha açığı olur mu?
Bu koşullarda bile bayram ilan etmek, zafer naraları atmak, karşılama törenleri düzenlemek ayıp değil mi? Türk milletini kandırmak değil mi?
Avusturya Başbakanı, Türkiye’nin üyeliğini referanduma götüreceğini açıkça söyledi. Fransa öyle. Chirac ayrıca Ermeni soykırımı iddialarını karşımıza getireceklerini yineledi. Kıbrıs Rum Kesimi, ‘Bizi resmen tanımazsanız Ekim 2005’te müzakereye başlamanızı veto edeceğiz’ diye postasını koydu.
Aynı 17 Aralık zirvesinde, AB’ye bizden çok sonra başvuran Hırvatistan’a bizden önce, Mayıs 2005 için müzakere tarihi verildi. Bunlar Türkiye için aşağılama değil mi?
* * *
Şimdi Türk milletini bu koşullarda bile kandırmaya kalkışanlara ve bayram ilan edenlere bir kez daha sorayım:
25 ülke AB üyesi. Hangi ülke müzakere tarihi alınca böyle hoplayıp zıplayıp kendisini küçük düşürdü? Bırakın müzakere tarihini, hangi ülke üye olunca bunu yaptı?
Örneğin, Hırvatistan’da dün bayram yoktu!
Ankara’da dün ortalığa günler öncesinden hazırlandığı anlaşılan AB bayrakları çıkarıldı. Direkler, caddeler, meydanlar AB bayraklarıyla donatıldı. Komedinin böylesi, yağcılık ve yalakalığın bu kadarı!
Şu iki günlük tablo karşısında yeniden soruyorum:
Biz bu kadar mı görgüsüz olduk? Bu kadar mı küçüldük? Bizi kandırmak bu kadar mı kolaylaştı?
Ben bu iktidarın yerinde olsaydım, bırakın böyle kutlamalar düzenletmeyi, 17 Aralık’tan günler önce kendi ağzımla açıkladığım kırmızı çizgilerimi, yani olmazsa olmazlarımı paspas gibi çiğnettiğim için Türk milletinden özür dilerdim.
Hiç değilse ‘çiğnettik ama ucu açık ve sonucu garanti olmasa bile müzakere tarihi aldık, bununla yetinelim’ derdim. Sonra eklerdim: ‘Borsa rekor kırdı ya, daha ne istiyorsunuz!..’
Atasözlerimiz hep muhteşemdir. Hele bazı durumlarda cuk diye oturur. İşte onlardan biri:
Görmemişin oğlu olmuş...
Ötesini bilirsiniz! Biz görmemişten de beter duruma düştük.
Daha neler yaşayacağız, üzerimizde daha ne oyunlar oynanacak... Ve bugünleri bile mumla arayacağız!
Emin Çölaşan
son 41 seneyi geçtim,
son 2 senede AB kapılarında sürünmeye harcanılan enerjiyi kendi ülkemiz için harcasaydık bugün kendi birliğimizi kurmuş,AB devletlerinden pek çoğu da birliğimize girmeye çalışırdı.
AB,tabii ki kendi ülkelerinin çıkarlarını koruyan bir oluşum ve bu oluşumdaki ülkelerin hiçbiri Türkiye'nin iyiliğini düşünmez.Tek tek ele alın ülkeleri,hangisi Türkiye'nin güçlenmesini(kendi çıkarları için) ister;hele hele Tansu Çiller'in yine zamanında bolca alkış aldığını günümüzün kapütilasyonu(gümrük birliği) varken?
Memlekette AB karşıtı yokmuş gibi yayınlar yapılıyor,
AB üyeliğinin,hiçbir zaman olmayacak faydaları dillendirilirken zararları es geçiliyor;
ve en kötüsü insanlar verileni kabul ediyor,sorgusuz sualsiz.
kimse karşı çıkmıyor kaderine,herkes razı.
AB'nin bize,
ekonomik olarak aşırı faydasını olacağını bilsem bile,
hatta AB'nin önce gelen ülkelerinden biri konumuna geleceğimizi bilsem bile,
abartı olabilir ama Küba'daki gibi yaşayıp mutlu olmayı tercih ederim!
3 lira kazanacaklar 5 lira kazanacakları için bu yönde beyin yıkamaya çalışıyorlar.
belki şimdi 1 lira kazanan benim de kazancım artacak 2 lira olacak ama zengin-fakir uçurumu iyicene açılacak sonuçta bu da genelde düşünülürse sorunlara yol açacak.Elbette ki ekonomik durum bu kadar basit değil ama aslında böyle!
Kıbrıs konusuna değinmeye bile gerek yok!
AB bizden 10 tane yapmamızın mümkün olmadığı şey istiyor,bizi oyalıyor;
bizse aptal aptal onların bu öne sürdüğü 10 koşuldan en azından 5'ini geri almalarını sağladığımız için mutlu oluyoruz kendi kendimize,
onlarsa Genco'nun dediği gibi d....k geçiyorlar.
çok geriye gitmeye gerek yok,
bundan 4-5 sene evvel Çeçen "direnişçiler" vardı,
gemi kaçırıldığında kahraman gibi lanse edilmişti basında.
şimdi daha masumlarına "terörist" deniyor!
devlet politikasından başka birşey değil!
aslında Türkiye'yi büyük holdingler yönetiyor,basını istediği yönde yönlendirip hükümeti istediği gibi seçiyor.bizse bunlara seyirci kalan kuklalardan başka birşey değiliz.
hiç sevmediğim Emin Çölaşan doğru yazmış:
Daha neler yaşayacağız, üzerimizde daha ne oyunlar oynanacak... Ve bugünleri bile mumla arayacağız!
Serkan1905
20-12-04, 01:58
Atatürk'e şükredin
Ne garip! Türkiye AB'den müzakere takvimi aldığı gün, herkesin Mustafa Kemal'e tekrar tekrar şükran duygularını açıklayacağını sanırdım.
Çünkü eğer bugün iyi kötü Avrupa kapılarına geldiysek, bunu Atatürk'e ve onun devrimlerine borçluyuz.
Avrupa'da Türkiye'nin laik devlet yapısı konuşuluyor ve İslam dünyası içindeki farklı özellikleri dile getiriliyorsa bunu yaratan kişi Mustafa Kemal Paşa değil mi?
Ama bakıyorum Türkiye'de rüzgâr öyle esmiyor.
Varsa yoksa mevcut hükümet.
Onlar Türkiye'yi Avrupalı yapmış.
Onlar Türkiye'yi çağdaş kılmış.
Hükümet de pek ağzına almıyor Atatürk adını.
Oysa yurda döndükten sonra yaptıkları konuşmalara bir teşekkürle başlamalılar ve Atatürk'ü aramalılardı.
Anlaşılan pek işlerine gelmiyor.....
(yaziyi komple copy edip fazla uzatmim dedim)
burada bir seye dikkat etmek gerek.
gözlerimizi kapayalim ve hayal etmeye calisalim. Basimizda RTE degilde, Atatürkün oldugunu bir düsünelim.
Atatürk olsaydi, ABye bu sekilde girmeyi kabul edermiydi? su soruyu bir kendi kendimize soralim.
Giderek globallesen bir dünya, giderek demokrasiden ödün veren ve demokrasi kanini kaybeden bir Bati dünyasi, ve bu sistemin icinde olmak isteyen bizler. Atatürk bunu kabul edermiydi?
Dünyada dengeler kayiyor, hükümetlerin veya basbakanlarin giderek etkileri ve yetkileri azaliyor, buna karsilik ise Patronlar giderek daha fazla söz sahibi oluyorlar. Ben iddia ediyorum bugün bile Mercedesin veya Volkswagenin patronlari Almanya basbakanindan daha fazla yetkiye sahip. ve bu ileride cok daha fazla olacak.
öyle ki dünyayi basbakanlar veya baskanlar degil patronlar yönetecek. nasil ki 20. yüzyila kadar her ülkenin basinda bir kral veya sultan var idiyse, ve onlarin o ülkenin icindeki herseyin patronu idiyse, ileride de Sirketlerin sefleri o hale gelecek.
ve biz kalkiyoruz, evet bizde bu sistem icerisinde yer almak, biz de bütün güclerimizi Zenginlere devretmek istiyoruz diyoruz.
ve bütün bunlara Atatürk OK diyecek.
biz bunca kan döküp karis karis aldigimiz topraklari, bir imzayla; Al avrupali, sen dedelerinle alamamistin bu topraklari, simdi al ve tepe tepe kullan, zenginlerin gelsin istedigini yapsin/yaptirsin, hadi sana kolay gelsin. diyecegiz ve Atatürk bunlara karsi cikmayacak...
Atatürk'e şükredin
Ne garip! Türkiye AB'den müzakere takvimi aldığı gün, herkesin Mustafa Kemal'e tekrar tekrar şükran duygularını açıklayacağını sanırdım.
Çünkü eğer bugün iyi kötü Avrupa kapılarına geldiysek, bunu Atatürk'e ve onun devrimlerine borçluyuz.
Avrupa'da Türkiye'nin laik devlet yapısı konuşuluyor ve İslam dünyası içindeki farklı özellikleri dile getiriliyorsa bunu yaratan kişi Mustafa Kemal Paşa değil mi?
Ama bakıyorum Türkiye'de rüzgâr öyle esmiyor.
Varsa yoksa mevcut hükümet.
Onlar Türkiye'yi Avrupalı yapmış.
Onlar Türkiye'yi çağdaş kılmış.
Hükümet de pek ağzına almıyor Atatürk adını.
Oysa yurda döndükten sonra yaptıkları konuşmalara bir teşekkürle başlamalılar ve Atatürk'ü aramalılardı.
Anlaşılan pek işlerine gelmiyor.....
(yaziyi komple copy edip fazla uzatmim dedim)
burada bir seye dikkat etmek gerek.
gözlerimizi kapayalim ve hayal etmeye calisalim. Basimizda RTE degilde, Atatürkün oldugunu bir düsünelim.
Atatürk olsaydi, ABye bu sekilde girmeyi kabul edermiydi? su soruyu bir kendi kendimize soralim.
Giderek globallesen bir dünya, giderek demokrasiden ödün veren ve demokrasi kanini kaybeden bir Bati dünyasi, ve bu sistemin icinde olmak isteyen bizler. Atatürk bunu kabul edermiydi?
Dünyada dengeler kayiyor, hükümetlerin veya basbakanlarin giderek etkileri ve yetkileri azaliyor, buna karsilik ise Patronlar giderek daha fazla söz sahibi oluyorlar. Ben iddia ediyorum bugün bile Mercedesin veya Volkswagenin patronlari Almanya basbakanindan daha fazla yetkiye sahip. ve bu ileride cok daha fazla olacak.
öyle ki dünyayi basbakanlar veya baskanlar degil patronlar yönetecek. nasil ki 20. yüzyila kadar her ülkenin basinda bir kral veya sultan var idiyse, ve onlarin o ülkenin icindeki herseyin patronu idiyse, ileride de Sirketlerin sefleri o hale gelecek.
ve biz kalkiyoruz, evet bizde bu sistem icerisinde yer almak, biz de bütün güclerimizi Zenginlere devretmek istiyoruz diyoruz.
ve bütün bunlara Atatürk OK diyecek.
biz bunca kan döküp karis karis aldigimiz topraklari, bir imzayla; Al avrupali, sen dedelerinle alamamistin bu topraklari, simdi al ve tepe tepe kullan, zenginlerin gelsin istedigini yapsin/yaptirsin, hadi sana kolay gelsin. diyecegiz ve Atatürk bunlara karsi cikmayacak...
Serkan, bu yazı benim forum dilinde 'imza' vs diyerekten kolayca onaylayabileceğimden çok daha çetrefilli ve ince bir düşünce gerektiriyor.. İçinde belki de tam olarak katılmadığım noktalar da olabilir ancak genel olarak olaya bakış açın ve getirdiğin yorum için kendi çapımda tebrik etmek istiyorum, zevkle okudum yazını..
Serkan1905
20-12-04, 02:08
tesekkür ederim. zaten hep böyle yazarim ben :dirdir: :lol:
sakayi birakalim da, cok ciddi bir konu aslinda..
Halk yanlis yonlendiriliyor,hala cehaletin icinde yuzuyoruz.Evet tarih almak cok guzel ama kosullar ve bizden istenenler cok agir.Hatta alcakca,kallesce.Hic bir ESITLIK ILKESINE UYMUYOR.Ve bizim cahil halkimiz,aptal medyamiz bayram ilan ediyor,yazik ki ne yazik...
Hele hele Tony Blair ve Jack Straw denen otostop cocuklari bile bizden yanaymis gibi gosterilmiyor mu kasindikca kasiniyorum,uyuz oluyorum...
LONDRA- Dünyanın önde gelen gazete ve dergilerinde çıkan makalelerde, Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde yaptığı son derece üstün gayretlerden övgüyle bahsedilirken, Türkiye’nin sabrının zorlanmaması gerektiği vurgulandı. İngiltere’nin prestijli gazetesi The Guardian, dünkü sayısında Türkiye ile ilgili bir yorum yayımladı. “Aramızda bir kaplana ihtiyacımız var” başlıklı yorumda, “25 üyeli birlik, genç, gayretli ve kendini gelişmeye adamış Türkiye’ye muhtaç” görüşüne yer verildi. Peter Preston imzalı yazıda Kıbrıs tartışmasına da yer verilen yazıda; “25, belki de 28 üyeli birliği kritik bir karar bekliyor. Demokratik İslam’a mı ulaşmaya çalışacaksınız yoksa geniş resmi göremeyecek kadar yavaş davranan 600 bin Kıbrıslı Rumun Gazimagosa’da birkaç bin ev ya da birkaç milyon daha fazla tazminat için bunu engellemesine mi? Önümüzdeki yıllar, sadece Ankara’dan daha fazla taviz koparmakla geçemez. Rumların görüşlerini değiştirmek için de baskı uygulanmalı.” satırları yer aldı.
Yine İngiltere’de yayımlanan Financial Times gazetesi ise, Türkiye’nin katıldığı bir Avrupa Birliği’nin bugünkünden çok daha farklı olabileceğini yazdı. AB liderleri tarafından alınan kararın tarihi bir karar olduğunu vurgulayan Financial Times yazarı, Türkiye’nin tam üyeliğinin artık neredeyse kesin olduğunu belirtti.
Erdoğan’a övgü
ABD’de yayınlanan Newsweek’in uluslararası baskılarında çıkan yorumda, Başbakan Erdoğan’ın önderlik ettiği reformların, Türkiye’yi AB’ye hiç olmadığı kadar yakınlaştırdığı ve hem Müslüman hem de Avrupalı olunabileceğini gösterdiği belirtildi. ABD’de yayınlanan New York Times’ta AB’nin Türkiye ile müzakereler için ortaya koyduğu şartların Avrupa’daki Türkiye karşıtı kamuoyunu tatmin edeceği ancak aynı zamanda Türkiye’de Avrupa’ya ilişkin şüpheleri de besleyebileceği belirtildi.
Sabırlarını zorlamayın
Türkler’in sonsuz sabır göstermesinin beklenmemesi gerektiği de vurgulandı. Gazetede, AB’nin Türkiye ile müzakereler konusunda ortaya koyduğu ucu açıklık, müzakerelerin kesilebilmesi gibi koşulların Avrupa’da üyeliğe karşı oluşan dirence karşı bir tatmin oluşturabileceğine dikkat çekilirken, bunun Türk kamuoyunda, Avrupalı liderlerin Türkiye’yi devre dışı bırakmaya çalıştığı yönündeki şüpheleri besleyebileceği yorumu yapıldı.
İsveç başbakanı açıklamasında Erdoğan acele etti kabul edilmeyecek şartları kabul etti demiş, ayrıca Hollanda başbakanı da Türkiye'nin AB'ye girmesi oldukça zor dedi.
ermeniler Turkiye'yi ab'ye alin diyor...
kurtler yuruyus yapiyor [buradaki kurtler dedigimden kimin anlasilacagi acik,umarim bi alinganlik olmaz]
rum bas piskoposu bile Turkiye alinmali diyor
bu uclu birlesince de ben AB'ye girmek istemiyorum!
Bu adamlar mutluysa,bi yanlis var demektir.
olayda son nokta : http://www.e-grammes.gr/turkman.htm
Serkan1905
24-12-04, 11:53
ha ha...
güzel yapmislar turkmani..
amma korkuyorlar bizden yaw...
gerci bizce de tam tersi olacak, tüm avrupa birlesip türkiyeyi yiyecek...
vBulletin® v3.8.2, Copyright ©2000-2012, galatasaray.to