Kulüpler Birliği Toplantısı
Beşiktaş - Çaykur Rizespor maçı sırasında tribünde dün meydana gelen cinayet olayı sonrası, İstanbul Valisi Muammer Güler ile Birinci Süper Futbol Ligi Kulüpler Birliği temsilcileri, bugün İstanbul'da biraraya geldi.
İstanbul Valisi Muammer Güler ve Birinci Süper Futbol Ligi Kulüpler Birliği Vakfı temsilcilerinin katıldığı toplantıda alınan prensip kararları da yönetim kurulu toplantısında onaylandı.
Toplantıdan sonra açıklanan kararlar şöyle:
Bilet satışı ve dağıtımında yeniden düzenleme yapılacak.
Kulüpler, deplasmana taraftar götürmeyecek, taraftarları için bu maçlarda bilet organizasyonunu üstlenmeyecek. Statlara biletsiz girişin kesinlikle önüne geçilecek.
Toplu bilet satışına yasak getirilecek.
Maçlarda merdivenler tamamen boş bırakılacak. Müsabakada görevli temsilci, merdivenler boşaltılmadığı takdirde maçın başlamasına izin vermeyecek. Maç sırasında merdivenlere oturulmasına izin verilmeyecek.
Biletlerde belirtilen numaralı yerde oturmayan seyirciye, güvenlik görevlileri müdahale edecek. Kesinlikle herkes yerinde oturacak.
Kapı otomat ve stat kamera güvenlik sistemleri UEFA kriterlerine uygun hale getirilecek.
Akreditasyon sistemi yaygınlaştırılacak ve her maçta uygulanacak. Bu konularda talimatlara uymayan kulüplere en ağır müeyyideler uygulanacak.
Güvenlik için eşgüdüm toplantılarına bu hafta İstanbul'da oynanacak Birinci Süper Lig maçları öncesinde başlanacak. Bu toplantılara maçın hakemleri, gözlemcisi, temsilcisi ile birlikte güvenlik, sağlık, itfaiye ve kulüp temsilcileri katılacak
"yasaklarım kökünü kazırım" mantığı yine iş başında..
son derece anlamsız son derece dayanaksız bir yasaklama.
bir kere "kulupler deplasmana taraftar goturmeyecek" bundan daha sacma birsey olamaz.
avrupada bu tur tum organizasyonları kulup kurulusları yapar. kulupler icin ciddi bir gelir kapısıdır bu tur organizasyonlar. ev sahibi takimda deplasman seyircisine ayirdigi biletler icin gise acmaz direkt o takima ayirdigi tutar kadar bileti o kulube satar.
bundan daha dogal ne olabilir...
asil kulupler organizasyon yapmadigi icin oluyor tum bunlar..
sanki bugune kadar alinan kararlar uygulanmis gibi bundan medet umuyoruz..
su istanbul valisinin gorev suresi bir dolsa da rahatlasak keske..
Hayda burda yasak nerede? Bir CL maci nasil belirli bir duzen icinde izleniyorsa, federasyon buna uymus ve lig maclarini da bu standarda cekmeye karar vermis.. Bir de uzerine bize ozgu bazi gariplikleri onlemek adina birkac uygulama daha serpistirmis..
Ortam biraz yumusasin, anadolu deplasmanlari ile ilgili yasakta kalkar zaten.. Fakat istanbul derbileri konusu daha derin bir tartisma gerektiriyor, lakin su asamada bence o da dogru karar..
Özhan Canaydın: CNN Türk Manşet Programı
Galatasaray Spor Kulübü Başkanı Özhan Canaydın, 23 Kasım Salı günü CNN Türk'te Mehmet Ali Birand'ın hazırlayıp, sunduğu "Manşet" programına konuk oldu. Başkan Canaydın'ın gündemdeki olaylar hakkında merak edilenlere cevap verdiği programın tam metnini yayınlıyoruz:
Mehmet Ali Birand: Aziz Yıldırım şuan Prag'da ve Prag'dan telefonal ulaşamıyacağımız ortaya çıktı. Oysa kendisi ile görüşmüştük. Sayın Yıldırım Demirören de saat 18:00'de basın toplantısı yapacağını, basın toplantısından önce görüşlerini açıklamasının sakıncalı olacağını belirtti. O da programımıza katılmadı. Ama Özhan Canaydın'ın yeri çok farklı. Özhan Canaydın 2003 yılında Dünya Fair Play Ödülü'nü almış olan bir insan. Bu kolay kolay verilen bir ödül değildir. Ve Özhan Canaydın da bugüne kadar kulüpler arasında bir dostluk köprüsü kurmak, seyircilere bunun bir savaş değil bunun bir oyun bir eğlence, güzel bir spor olduğunu anlatmak için çok çaba harcamış ve çaba harcadığından dolayı da kendi taraftarından çok farklı tepkiler almış bir insan. Özhan Canaydın hoşgeldiniz...
Özhan Canaydın: Teşekkür ederim...
Mehmet Ali Birand: 2002 yılındaydı eğer yanılmıyorsam ilk defa bu olaylar olduğunda. Federasyon sizleri topladı. Kulüp başkanlarını topladı. Bir yerde "bunların sorumluluğu size ait ve şunları yapacaksınız" dedi. Siz de "Peki" dediniz. Sonra ne oldu ? Daha doğrusu o toplantıda ne karar alındı ? Nasıl uygulandı ya da uygulanamadı?
Özhan Canaydın: O toplantı bir dönüm noktasıydı. Federasyon toplamadı. Vilayet, sayın valimiz, emniyet müdürümüz...
Mehmet Ali Birand: Devlet topladı yani ?
Özhan Canaydın: Devlet topladı. Beylerbeyi Polis Evi'nde yapıldı bu toplantı. 2002-03 sezonunun açılışında yapıldı. Bizler oturduk masaya. İstanbulspor, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray. 4 İstanbul takımı. Çok ciddi ithamlar altında kaldık.
Mehmet Ali Birand: Sert miydi ?
Özhan Canaydın: Bu bir terördür. Bunun devamında siz de teröristbaşı olursunuz dendi. Ve önümüze bazı anlaşmalar kondu. İşte bedava bilet olayı, taraftarların deplasmana götürülme olayı, toplu halde organize halde... Kati sürette bunların hiçbiri olmayacak dendi. Biz de dinliyoruz. Ben de yeni başkanım. Mart ayında gelmişim, Ağustos... Çok ciddi zecri kararlar alındı.
Mehmet Ali Birand: Mesela ?
Özhan Canaydın: Spor kulüpleri taraftarla ilgili hiçbir organizasyonun içinde olmayacak taraftarla ilgili. En önemlisi derbi maçlara, karşılıklı olarak 2 bini geçmeyecek sayıda taraftar gidiyor. Maksimum 2500 seyirciyi maça götürdüğünüzü düşünürseniz, burada 7 bin polis görev alır. Giderken, maç içinde, maçtan dönerken terör oluyor. O zamanki İstanbul Valisi Sayın Erol Çakır, önümüze bir kitapçık koydu ve "Biz bu işleri yasaklıyoruz, tek sorumlu sizsiniz." dedi. O günkü mevzuat ve kanunlara göre bizim nelerden dolayı suçlanacağımızı gösterdi. Peki, dedik ve bu konuyu çok ciddiye aldık. Kim ister terörist başı olmak? O zamanlar biliyorsunuz teröristbaşı kime deniliyordu? Çok ağır bir ithamdı. Emniyet görevlileri gayet iyiydi, başlangıçta herşey güzeldi. Daha sonra birdenbire hava tekrar değişti. Mesela benim taraftarım "Kadıköy'e gitmemiz engellenemez!" diye slogan atmaya başladı sokaklarda. Karşı taraf ise "Ali Sami Yen'e gitmemiz engellenemez!" gibi sözler söyledi. İş büyümeye başladı. Emniyet güçleri Fenerbahçe-Galatasaray maçından sonra bir opersyon yaptı. Galatasaray orada büyük bir haksızlığa uğradı. Taraftarımız maça girdi ve girdikten sonra olaylar oldu. Daha sonra otobüslere bindirilerek staddan çıkartıldı. Maalesef bizde, tüm yöneticiler olarak, Emniyet'in emri ile Florya'dan bir otobüse bindik. Önümüzde ve arkamızda birer eskort arabası ile çok geç vakit, maça sadece beş dakika kala, stada geldik. Olaylar olmuş, bitmişti. Köprünün üzerinde haberimiz oldu. Bir taraftar otobüsümüz o sırada geri dönüyordu. O maçın arefesinde bunları hisseden Emniyet tüm tedbirlerini hazırlamış, bu tip olaylar olabilir düşüncesiyle, maçın bitiminde hemen taraftar derneklerinin yöneticilerini topladı. Bildiğiniz gibi Dernekler Masası Emniyet'e bağlı ve tüm bilgileri orada var. Tabii bu arada, ben "Fair Play Ödülü" aldım ama en büyük acıyı çeken daima ben oldum. Çünkü bizde bir tane dernek var, diğer kulüplerde o zaman dört-beş tane... O bir derneğin, ultrAslan'ın, yöneticileri yurtdışında tahsil yapmış, lisan bilen, ekonomik hayatta bağımsızlıklarını belirtmiş kişilerdi. Bu arkadaşları Emniyet topladı. Sorgulama esnasında onlara, belkide sorgulama tekniği olarak, "Sizi başkanlarınız ihbar etti." denildi. Orada bu şekilde söyleyerek, onları tahrik ederek Emniyet görevini yaptı tahmin ediyorum. Ve ben hayatımda en nefret ettiğim "İspiyon yapan" başkan durumuna düştüm. Galatasaray taraftarı bunu uzun süre kullandı. Hatta bir slogan yaptılar: "Taraftarı satan, polise bırakan... Olmaz olsun böyle başkan..." Hiç unutmuyorum. Ben nelerle uğraşır, neler yapmak isterken yanlış bir taktik sebebiyle bu sloganlara maruz kaldım. Peşinden çok koştum bu olayın. Çünkü "İhbar etti" çok ağır bir ithamdı. Zaman içinde taraftarımızla ilişkilerimizi, medeni ölçüler çerçevesinde, fazla muhatap olmadan çözdüm. Ama çok üzüldüm. Bu arada kulüp başkanlarıyla büyük bir köprü kurdum. Bu köprülerden sonra döner bıçaklı, maç öncesi ve sonrası kavgalar bitti. Tarihlere bakın, tespit edin.
Siz başkanlarla toplanıp "Bu işin ucu kaçtı. Bizde şunları yapalım" diye bir liste oluşturdunuz mu?
Zaten bizim konuşacağımızı Emniyet ve Valilik önümüze koymuştu. İçeriğine baktığımız zaman bizim yapmamız gereken konulardı ve hiç itiraz etmedik. Sonra biraraya geldik ve bunlara uymamız icap ettiği konusunda anlaştık. Bu bir süre yürütüldü. Ama Türkiye'deki her olay gibi bir süre sonra gevşedi. Nedenini bilemiyorum. Bu bizim olaylara bakışımız, kültür seviyemizle ilgili. Yani devlet bazı kararlar vermiş, kulüpler de buna uyma mecburiyetindeyse taraftarımızın da bunlara uyması icap eder. Ama baktık ki, ipler gevşedi, eski halinde gitti. Bakın Galatasaray taraftarı hadisesi en az taraftardır. Birçok basın mensubu, taraflı-tarafsız, bunu söylüyor. Biz gayet iyi gidiyoruz. Olimpiyat Stadı'nda çok korktuk. Çünkü çok yeni bir taraftar profili vardı Galatasaray'ın. Onlarla ne olacak diye düşündük. Tel örgü de yoktu. Onları da geçtik ve hiçbir olay olmadı. Ali Sami Yen'e geldik. Allah korusun bugün Beşiktaş'ın başına gelen bizim de başımıza gelebilirdi.
Tribünlerde "amigo terörü" var mı?
Bütün dünyayı inceleyin, her yerde amigo teşkilatları var. Ben en son bir dostluk köprüsü kurmak ve AB ile olan ilişkilerimize katkısı olacak diye AEK'nın yani, eskiden İstanbul'da yaşayan Rumlar'ın Atina'da kurduğu takımın, 80. kuruluş yıldönümünü kutlamak için Atina'ya gittim. Stadları yıkıldığı için onlarda Olimpiyat Stadı'nda oynuyorlar. Başkanla yan yana oturuyordum. Kale arkasında büyük bir taraftar grubu vardı. Amigo demiyeyim bir yönetmen çıkıyor ve el-kol hareketleriyle o tribünü harmonize ediyordu. Böylece büyük bir tezahürat çıkıyordu. Başkana sordum: "Çok hoşuma gitti. Her zaman bu kadar disiplinli midir bu arkadaşlar?". "Evet, bizim kulübün organizasyonu." dedi. Başkan bunu rahatlıkla söylüyor. "Benim kulübümün organizasyonudur. Ben onlarla deplasmanlara da giderim ama çok disiplinlidirler" dedi. Hayran oldum. Her kulübün, kale arkasında böyle organizasyonları var.
Bizde neden farklı?
Onu bilemiyorum. Herhalde bizim kültür yapımızla ilgili bir olay. Yoksa Fan Kulüpler kanalıyla, tüm dünyada organize edilen bir olay.
Tribünlerde sürekli olarak "amigo terörü" estiriliyor. Bu yönetimlere de yansıyor mu?
Mutlaka. Ben kombine satıyorum. Kombine alan taraftarım rahatsız, bilhassa Kapalı tribünde. Size hemen çok güzel bir misal vereceğim. Dikkat ediyorsanız Ali Sami Yen'de Kapalı tribün doludur. Fakat her maç kenarlarda boşluk görürüz, neden? Çünkü o insanlar tezahürata iştirak edebilmek için orta bölümlerde toplanırlar ve çoğu zıplayarak tezahürat yaparlar. Ben bunun ne olduğunu anlayamıyordum. Daha sonra bunun bir motivasyon olduğunu anladım. Ali sami Yen'in Numaralı tribününde, VİP'de koltuklarla locaların arasında bir boşluk vardı. Oraya hep birileri gelir, ayakta dururdu. Bunlar biletsiz ve oraya nasıl geldiği bilinmeyen kişilerdi. Biz geldiğimiz zaman oraya yatay bir paravan yaptık ki, ayakta durulmasın. Fakat devamlı olarak stad müdürlüğünden bir şikayet vardı. Oralardaki paravanlar sürekli olarak kırılıyordu. Oralarda kimler oturuyor hemen tespit ettim. Çok sevdiğim, oğlum gibi sevdiğim, en az iki lisan bilen, yurtdışında tahsil yapmış üç tane genç. Telefon açıp, sordum: "Neden yapıyorsunuz bunu?" dedim. "Biz en arka sırayı özellikle alıyoruz. Orada ayakta durup, zıplayarak motive oluyoruz" dediler.
Amigo terörü önlenebilir mi? Ben bunu size Galatasaray Başkanı olarak değil, bu işi bilen biri olarak soruyorum. Yönetimler amigolara ne ölçüde destek veriyor?
Bir kere yönetimler buna direk olarak hiçbir zaman destek vermez. Ben 10 senelik yönetici, üç yıllık da başkanım. Olaylara her zaman karşı çıkmış biriyim. Ama her kulüpte bir sürü dernek var. Bu dernekler bilet temin ederler ve bu arkadaşlara verirler. Bu bir güç gösterisi. Bunun önlenmesi ancak Emniyet'in alacağı tedbirlerle olur.
Yönetimler bunu engelleyemez mi?
Hayır. Dün alınan kararlar çok önemli, eğer ardında durulursa... Biz Yönetim olarak Emniyet gücü değiliz. Kamu yararına bir derneğin keyif için çalışan, amatör yöneticileriyiz. Bu boyuta çıkmış terörü, öyle bahsediyoruz, ancak Emniyet güçleri ve devlet önleyebilir. En önemli konu ise, herkes yerine oturacak ve merdivenler boş kalacak. Ama bunu anonslarla yaptıramayız. Şimdi ise alınmış bir karar var. Maçın gözlemcisi merdivenler doluysa maçı oynatmayacak, iptal edecek, sahamız kapanacak, seyircisiz oynayacağız. Alınan bu kararların arkasındayız. Dün Kulüpler Birliği olarak, Sayın Başkan İlhan Cavcav'ın başkanlığında, bağlı bulunan tüm kulüpler bu kararların altına imza attı. Buna "tamam" demek mecburiyetindeyiz, kurallar önümüze konuldu.
Yönetimler, ne olur ne olmaz diye amigolarına bilet veriyor ya da biletsiz insanları maça sokmuyor mu?
Bunun cevabını hiç kimseden alamadık. Bugün dernekler çoğalmış vaziyette. Şeref Tribünü'nde maç seyrederken bakıyorum, yeni yeni gruplar çıkıyor. Bu grupları mutlaka maçlardaki gövde gösterileri için destekleyen gruplar var. Galatasaray'da da, Fenerbahçe'de de, Beşiktaş'ta da, Trabzonspor'da da... Dün bir Anadolu takımı yeni kurulmuş bir derneğin onları nasıl motive ettiğini anlattı. Her yerde var... Bunun bitmesi lazım. Koltuk adedinden fazla biletin satılmaması lazım.
Bu yönetimlerin, yani sizlerin işi değil mi?
Bunu böyle yorumlayamazsınız. Bizim Ali Sami Yen'in Kapalı tribününde 5500, Numaralı tribününde 3050 koltuğumuz ve tamamı satılmış locamız 29 var. Numaralı tribünün 2250, Kapalı tribününse 2211 tanesi kombine. 400 kişilik Özel Tribünümüz'de Sicil Heyeti, Disiplin Kurulu, Divan Heyeti, MHK, Protokol ve Vilayet'in talepleri için 400 kişilik yerimiz var. Ayrıca UEFA gereği hazırlanmış 243 kişilik Misafir Tribünümüz var. Galatasaray UEFA'ya en fazla katılmış takım olduğu için mecburiyet dahilinde yapılmış bir tribün burası. Buraya UEFA maçı yoksa eski sporcu, çalışan personelimiz, sporcu aileleri, altyapı ve amatör branşlardaki sporcularımız geliyor. Basın içinse 250 kişilik yerimiz var. Yeni Açık Tribün'ün kapasitesi 7810, Eski Açık'ın ise 780. Toplam 18.264 koltuğumuz var. Bunun için kesilecek bilet adedimiz belli. Bundan sonra ben bu rakamın bir üstünü hiçbir yere çıkartmam, olmuyor zaten. Murakıplarımız tarafından çok ciddi denetleniyoruz. Ama ben duyuyorum, "Beş bin tane fazla bilet satılmış, taraftara dağıtılmış." Yönetimler bazen taraftar ihtiyacı hisseder. Taraftarı yoktur, onları sahaya getirmek için bunları yapar. Hepsinin ortadan kalması gerekir.
Yeni bir sayfa açılabilir mi?
Yüzde yüz! Yalnız bakın 2002'deki toplantı çok önemliydi. Benim gibi sert, direnen bir adam bile sessizliğe büründü. Önümüze konan talimatlar gereği. Tatbiki bize ait değil, yapamayız. Biz kamu yararına açık, özel yöneticileriz. Amatör çalışan insanlarız. Devletin orada bir gücü var. O gücün devamlı bir takibi ile biz bu terbiyeyi yerine getirebiliriz.
Siz "Polis staddan çıkmamalı. Ben bunu özel güvenlikle halledemem" diyorsunuz.
Polisin çıkması en büyük arzum. 250'den fazla polis olmaması lazım benim 18 bin kişilik stadım için. Ama belli bir dönemi geçmemiz lazım. Çocuğu yuvaya verirsiniz hırçındır. Orası ön hazırlıktır, ilkokul birinci sınıftaki disiplin için. Beşinci sınıfı bitirir, ortaokula hazırlanır. Ona benziyor. Bir dönemi geçip, terbiye olmamız lazım. Orada polise ihtiyacımız var. Güvenlik teşkilatları Türkiye'de çok yeni. Avrupa'daki güvenlik teşkilatları bir yüksekokul eğitiminden geçer. Biz eğer 400 kişilik bir güvenlik teşkilatı kurar ve bunlara günde 40 ila 50 milyon arası bir ödeme yaparsak, kombineler hariç, aldığımız hasılatın yarısını bile yapamayız. Mantıklı olmak lazım. Biz dün ilettik. Belli bir süre daha, kanunda olmasına rağmen özel güvenliklerin polisle beraber eğitilmesini istedik. Bu şekilde bu dönemi geçeceğiz. Dün alınan kararların biri çok önemli. Kombine ya da biletinde numara yazan taraftar "Benim yerimde başkası var" diye polise müracaat edemiyordu. Polis haklıydı. Müdahil olmak istemiyordu. Dün Vilayet ve Emniyet'in aldığı kararlar doğrultusunda taraftar, "Benim yerim dolu, yerime oturmak istiyorum." dediği zaman polis yardımcı olacak. Merdivenler boş kalacak. Herkes oturduktan sonra ayakta insanlar varsa bilinki bu kulübün sattığı fazla biletten ya da bedava giren ekipten insanlardır. Polis onları alacak ve stadın dışına çıkarak.
M.Ali Birand: Sayın Aktuğ stad terörü konusunda artık polisin yanı sıra yönetimlerede iş düşüyor. Sizce yönetimler dünkü toplantıdan sonra olaya farklı bakacaklar mı?
Atay Aktuğ: Bu yönetimlerin yıllardır başında olan bir sıkıntıdır. "Futbol ve Şiddet" Yasası'nın Meclis'ten geçmesiyle kulüplere büyük sorumluluklar yüklendi. Trabzonspor'un özel güvenlik kuruluşu var. Fakat henüz özel güvenlik kuruluşlarının yapılanması konusunda bir yasa çıkmadı. Onların bir yaptırımı yok. Eğer devlet kulüplerin oluşturduğu özel güvenlik kuruluşlarına sadece stadların güvenliğini bırakırsa tribün anarşisinin önlenmesi mümkün değil. Sayın Başkanın son konuşmalarını dinledim. Özel güvenlik kuruluşlarındaki kişilerin Emniyet güçleri tarafından eğitilmesine katılıyorum. Bu kuruluşlara yaptırım yetkisi de verilmesi gerekiyor. Bu tüm stadlarda oluyor. Bedava bilet vererek içeri giren taraftar grupları, dernekleri... Bunlar bizleri zorluyordu. Trabzonspor olarak Avni Aker'e ücretsiz girişleri yasakladık. Ama bu grupların büyük bir kısmı başka yerlerden bilet ücretlerini karşılayarak maça giriyorlar. Ücretsiz girişi engellemek bu olayların önünü kesmiyor maalesef. Bu yüzden tüm kulüplerin bu konuda kararlı olması lazım. Futbol kamuoyunu oluşturan medya mensuplarının bu fanatizmi körükmemesi gerekiyor. Devletin de bu olayların sonu gelene kadar polislere yardımcı olmaları gerekiyor.
Özhan Canaydın: Dün Trabzonspor adına katılan temsilciniz çok önemli birşey söyledi. Trabzon'da oynanan iki önemli derbide, Galatasaray ve Fenerbahçe maçlarında, İstanbul'dan taraftar getirilmediği için hiçbir olay olmadığını iletti. Ben de takip ettim. Hatta Beşiktaş maçına da taraftar gelmediği için hiçbir olay çıkmadığını söyledi. Bundan mutlu oldum ama taraftarımın bundan yoksun olması nedeniyle de üzüldüm.
Atay Aktuğ: Bu sadece taraftardan değil, Yönetim Kurulumuz'un kararlılığından oldu. Bizim için çok önemli maçlar elbette, Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe... Bilhassa Fenerbahçe ile olan rekabetimizden dolayı her maç öncesi ve sonrası Avni Aker'de olaylar oldu. Gerçekten çok iyi çalıştık. Maçın gerilmemesi için uğraştık. Trabzonspor seyircisi de buna uydu. İlk defa dostluk havasında bir maç geçti. "Taraftar gelmesin" demedik. Benim söylediğim şuydu: "Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş taraftarlarının yanyana maç seyredebileceği bir ortam hazırlayalım. Ama olay çıkarma düşüncesinde, bu yönde hazırlığı olan döner bıçaklı, kasaturalı taraftarlar gelmesin" Maalesef onların yarattığı bir takım olaylar daha önceki yıllarda Trabzon'da yaşandı. Kulüp ismi vermeyeyim ama dükkanlara saldırıldı. Bu olaylar tahrik ediyor tabi. Ben sadece bunu söyledim.
M. Ali Birand: Sayın Aktuğ hem size hem de Sayın Canaydın'a soruyorum. Birlikte maç seyredeğiniz dönemler kapandı mı? Dört büyük takımın taraftarının birlikte maç seyredeceği günler bitti mi? Artık herkes kendi stadında kendi taraftarına mı oynayacak?
Atay Aktuğ: Biz kendi stadımızda buna çalışıyoruz. Önlemimiz de bu. Ben Sayın Canaydın, Sayın Yıldırım, Sayın Demirören ve eski başkan Sayın Bilgili ile bu konuda görüştüm. Bunu Trabzon'da bizim daha önce halledeceğimizi düşünüyorum. Ama İstanbul büyük bir şehir. Orada belki biraz zor olacak.
Özhan Canaydın:Sayın Başkan'a katılıyorum. Trabzon'da olay olmamasından çok büyük keyif aldım. İdare Heyeti'ninizin elbette büyük katkıları var ama taraftarın gitmemesinin de... Trabzon İstanbul'dan 11 saat. Taraftar böyle bir yolculuğa gece vakti çıkıyor. 40-50 kişilik otobüslerde 60-70 kişi o kadar saat yol gidiyor. Sabahleyin oraya varıp, maçı izledikten sonra yorgun argın tekrar dönüşe geçiyorlar. Tabii bu çocuklar çok yoruluyorlar. Psikolojik olarak da sıkışıyorlar, bu nedenle bazı taşkınlıklar oluyor. İnşallah bizde Atay Başkan gibi, çaba sarfedeceğiz. Mutlaka Trabzonsporlu ile Galatasaraylı; Galatasaraylı ile Fenerbahçeli, Beşiktaşlı yan yana maç seyredecek. En başından beri arzumuz bu.
Sayın Canaydın bu işte herkesin bir sorumluluğu var. Yönetimler, medya, polis... Hepimiz birşeyleri yanlış yapıyoruz.
Ben açık ve net söylüyorum. İki sezondur kötü neticeler almamıza karşın taraftarımın bir taşkınlığını görmedim. Bunlar iyi yaklaşımlarla elde edildi. Galatasaray geçen sezon son 10 yılın en kötü neticesini aldı. Altıncı oldu, hiçbir UEFA Kupası'na katılamadı. Taraftarımızda büyük hayal kırıklığı yaşandı. Küfür azaldı Galatasaray tribünlerinde. Bitmedi ama azaldı. Herhangi bir bıçak, döner, satır ya da bıçaklanma olayı olmadı. Seyirciye ihtiyacı olan bir şov yapıyoruz. Onlarsız hiçbir şey olmaz. Taraftarımızı eğitecek programlar hazırlamalıyız. Bütçelerimize bunları koymamız lazım. Oradaki en haşin, en yaramaz taraftarımın bile burnunun kanamasını istemem. Demek ki onlara ihtiyacımız var. Onları eğitip, bir yere getirmekte bizlerin görevi. Bu olay bizlerin canını yaktı, yüreğimizi yaraladı. Hepimiz el birliği ile kulüpler olarak taraftarlarımızı eğitme programları içerisinde doğru yolu göstereceğiz. Emniyet güçleri bizleri yalnız bırakmayacak. Oradaki taraftarında Emniyet herşeyidir. Bakın biz ne derdik eskiden: "Aman bir polisin düğmesi koparsa altı ay hapis yatarsın" Elimizi bile süremezdik. Şimdi polisle kavga eden bir jenerasyon çıktı. Bunların hepsini bir eğitme programı içinde biraraya getirmemiz lazım. Yönetimler, taraftarlar, Emniyet, kulüp başkanları... Biz lideriz. 20 milyon kişiyi temsil ediyorum ben ve gurur duyuyorum. O 20 milyon kişinin içinden birinin dahi burnu kanamadan maç seyrettirmek zorunda hissediyorum. Basınımız bize yardımcı olacak. Şu an hepimiz suçluyuz. Bazı cezalar verilebilir. Maçlara gitmeme cezası, seyircisiz oynama cezası. Bunlara katlanmak zorundayız. Basında bize yardımcı olacak. İki gün sonra demeyecek, "Seyahat özgürlüğü kısıtlanmasın, demokrasi, insan hakları..." Bizim ceza görmemiz lazım. Bu cezayı görürken taraftarımızı eğitmemiz lazım. Basının, bizlerin maç öncesi ya da maç sonrası beyatanlar ile ortamı germememiz lazım. Taraftarlarla yapılan röportajlar çok dikkatli süzülmeli. Maç içinde, öncesi ve sonrası çok dikkatli olunmalı. Koltuk adedi kadar bilet satılmalı, fazlası olmamalı. Ücretsiz biletin, hediye, sponsor ne olursa olsun önüne geçilmesi gerek. Amigoların Galatasaraylı, Fenerbahçeli ya da Beşiktaşlı olduklarına inanıyorum. En az bizler kadar onlar da takımının taraftarı. Niye onlarda yola gelmesin, niye bu sıkıntı bitmesin. El birliği ile hepimiz suçu üstlenirsek, medya, spor kulüpleri, yöneticiler, oyuncular, taraftarlarımız... Bu çok önemli. Oyuncuların beyanatları tribünleri harekete geçiriyor, ayağa kaldırıyor. Bunların hepsinin önüne geçebiliriz. İnanıyorum ki, diğer başkanlarda bu hassasiyeti gösteriyordur. Biz yıllar sonra dört büyük takımın başkanları biraraya gelip, önemli projeler yapabiliyoruz. İnşallah bu projeler gelişerek yürüsün. Çok şeyi çözeriz ama Emniyet'in ve devletin bu işi bitirene kadar bizim arkamızda durması lazım.